8 Haziran 2016

Her insanın içindeki müzik, yeni bir hikayedir..

Jaco Van Dormeal'in 2015 yapımı filmi Yeni Ahit (Orijinal adıyla Yepyeni Ahit), gerçeküstü ama iddialı, enteresan konusuyla merakla beklenen son dönem bağımsız filmlerden biriydi. Aynı zamanda Belçika'nın Oscar adayı da olan film, Catherine Deneuve'ün beyazperdeye geri dönüşünün müjdesini de izleyiciye veriyordu. Ama karakter dağılımını öylesine eşit yapmışlar ki; hiçbir oyuncu diğerinin önüne geçmiyor. Dolayısıyla popüler isimlerin küçük ama efektif rollerinin yanı sıra, 10 yaşındaki başrol oyuncusu kızımızın etkisi daha önemli diyebiliriz. Filmin konusu çok ilginç; Tanrı olan babasına hiddetlenen kızımızın, kendisine yeni havariler bulmasını ve dünyanın gidişatını değiştirmeye yönelik tatlı ve masum arayışını konu alıyor. Bu cesur duruşunu keyifli bir hale getirmeyi başararak da benim gönlümü fethetti.

Herşey topu topu 7 gün içinde olup bitmeli; tıpkı dünyanın İncil'deki yaratılış mizanseninin anlatımında olduğu gibi. Kızımız Ea, Tanrı olan babası ile Tanrıça olan annesi ile yaşamaktadır. Ama babasının şiddet dolu, eşitlikten ve vicdandan uzak anlayışı onu çileden çıkarmaktadır. Annesi ise aşırı suskunluğuyla gerçekten tam bir sessiz ve sindirilmiş tanrıçadır. Bir gün, Ea, "baba"sının yarattığı eşitliksiz dünyayı gördükten sonra; aklını ve gücünü kullanarak, ona karşı gelir ve insanlara ölecekleri günün ne zaman olduğunu söyleyen bir mesaj gönderir babasının bilgisayarından. Böylece "kader"e de karşı gelmektedir belki de adeta sistemi yeniden başlatmıştır. Nasılsa öleceğim gün belli daha çok var diye; her gün ölümcül intiharlar yapan gencin bu hali oldukça komik ve kaderle sağlam dalga geçen bir yerde duruyordu. Ea'nın insanların hikayelerini kendi kararlarıyla yeniden yazmalarına yardımcı olmaya başlamasıyla bu örgü yeniden şekilleniyor.

Bu arada Tanrı babasının bilgisayarının eski olması, pijamayla ve birayla evde dolaşması, arşiv çekmecelerinin 1980'lerden kalma kütüphane arşivi görüntüsünde olması da cabası. Demek ki, belki de sistem aslında bu kadar basit yorumlanabilirmiş dedirtiyor insana. Bundan sonraki süreçte Ea, şayet kendine 6 yeni havari bularak, doğru eşleşmelerle havari sayısını 12'den 18'e çıkarırsa bazı şeylerin değişme ihtimali doğabilecektir.

Bu süreçte beni etkileyen, bu havarilerin hikayaleri oldu aynı zamanda. Hepsi sıradan, vicdanlı, hikayesi olan, yalnız, gösterişten ve başarıdan uzak, kendi kabuklarını kabullenmiş insanlardır. Hepsinin bir kalp kırıklığı vardır. Oysa bu haliyle hiçbirşey mükemmel olmak zorunda değildir. Belki o kişilerin kalbine ulaşınca, Tanrıça'nın müziği açmasına neden olabileceğiz. Her insanın bir müziği olduğu fikri de güzel geliyor kulağa. Dinlemeyi bilmek yeterli! Burda Tanrıça adını illa kendi manasıyla kullanmıyorum. Nasıl Ea, İsa heykelinden gerçekten İsa olmasa da güç alıyorsa, ya da tanıştığı yeni arkadaşlarını sadece Havari olmaları için değil; cinsiyetlerini değiştirmek istedikleri, sevmeyi bilmedikleri veya içgüdülerini takip edip bir insana değil de bir hayvana -ki insan da bir hayvan!- kalbini kaptırabildikleri durumlarıyla bile sevmeyi başarıyorsa; biz de doğamızı dinleyip ona dönebiliriz diye düşünüyorum. Daha doğrusu umuyorum.. Gözyaşlarını ve hikayelerini toplayan Ea, adeta Yeni Ahit'i tekrar yazmaya başlar. İnançları, dini, yaşamın anlamını, kaderi vb soyut doldurulmuş kavramları ele alan film, her insanın kendi içindeki cevaplarla bunlara karşı koyabileceğini ölçülü bir şekilde mizansen ediyor bence. Sonraki süreçte neler olduğunu tamamıyla anlatmadan; filmden takip etmenizi tavsiye ederim.


Ama şunu söyleyebilirim ki; biraz Amelie'nin de tadıyla, gerçeküstü ve romantik de olsa, sonunda erkek tanrılardan ziyade kızlara ve kadınlara kaderimiz bırakılsa çok daha güzel şeyler olurdu dedirten, her zamanki gibi gözlerimi kalp ağrımla doldurtan, 10 yaşındaki Ea'nın vicdanlı, olgun yanını yine kızıma benzettiğim, çok başarılı ve temiz bir filmdi diyebilirim. Bu arada maalesef islamiyette böylesine inanç meselelerini beyazperdeye taşıtmazlardı; ne kadar acı.... Plajda toplanma sahnesinin tüm dinlerde geçen mahşeri çağrıştırması, ölüm tarihlerini bildikleri için son anlarını Deniz kenarında yaşamak isteyen insanların, Naziler'in Yahudiler'i bantlaması gibi ayrıştıkları gibi sahneler oldukça düşündürücüydü. Ama bu buruk tarihi hatırlatmalarda bile, kafasında balıkla gezen Ea'nın arkadaşının özgürlükçü sahnesinin Arizona Dream filmindeki gibi, mutlaka her balığın denizdeki özgürlüğüne kavuşacağı umudunu da bize veriyor.

Hayat gerçekten her gün yeniden başlıyor. Kaderimiz bize gülümsediğinde anlamıyorsak; kader mesajlarını silip sıfırlayıp yeni hikayeleri yazmak, yazdırmak bizim elimizde.... Yeter ki gökyüzü aşkın yüzü oluncaya dek buna inanalım....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder