24 Eylül 2013

Başka bir Bienal mümkün

Fındıklı'ya kadar gitmişken merdivenlerimizi yad etmemek olmaz
İstanbul Bienali, İKSV'nin düzenlediği en ilgi çekici oluşumlardan birisi. Yıllar önce "İstanbul" kavram çerçevesi altında sokak sanatçıları ve kamusal alan tartışmaları gündemlerindeyken; sokak sanatçılarını dışarda bırakan tutumlarıyla, radikal sanatçıların tepkisini çekmişti vakıf. Aslında siyasi erk muhalafeti olduklarını belirten gizli bir tutum sergileseler de; İstanbul'u oryantalist olarak kullanmak dışında bunu net bir şekilde hiçbir organizasyonlarında görmemiştik. Bu kez Fulya Erdemci'nin donanımlı sesiyle "Anne ben barbar miyim?" basligi altinda küratörün metni yüreklere su serpti...

Fulya Erdemci, daha önce İstanbul Yaya Festivali'ni düzenleyen isimlerden ve muhalif ve birikimli bir sanat lideri olduğunu söyleyebiliriz. Bienale geri dönecek olursak; nelerle karşılaşacağımızı bilmeden; biraz da İKSV'nin duruşu son iki yılda ne olmuş soru işaretleriyle, "Bienal'dir, ne konsa yeridir" mantığıyla kapıdan içeri girdik. Koç Grubu'nun sponsorluğu yıllardır aşikar tamam ancak bu sene Gezi protestoları ve akabinde hükümete muhalif sesleri dikkat çekmişti. Hedef kitleye ulaşmak adına ilk kez bu sene bir de Bienal'i ücretsiz yapınca, flaşlar daha bir üzerilerine toplandı sanki.

Bienal kitapçığını alarak (Alkım atak görmüş hemen kitapçığı), biraz da olsa eserler, nedenleri, nasılları, nereden geldikleri, hangi bölüme ait oldukları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. İki çocukla gezmek pek mümkün olamadı tabi, Yağmur video odalarını önce merak edip sonra "Karanlık, çıkalım" vs dediği veya sürekli duvardaki yırtık kitapları elleyip düzeltmeye çalışınca uyarı aldığımız için, Deniz ise alemin kralı edalarında ortalarda kendini yerlere attığı için benim bir şey anlamam pek mümkün olamadı.

Gölge köşesinde bizim çocuklar:)
Ama en azından solumuş oldum atmosferi ve çıkışta geç de olsa kitapçığı okuyabildim. İşte o zaman Fulya Erdemci'nin güzel metniyle karşılaştım ve taşlar yerine oturdu. Kitapçığın başındaki iksv Bienal sorumlusu Bige Öger'in yazısı beni hiç mi hiç tatmin etmedi çünkü sürekli aynı tekrarlarla bir reklam metni tarzındaydı açıkçası. Oysa Erdemci, daha ilk baştan Gezi Direnişi diye cümleye başlamıştı. Barbar kelimesinin de kentlinin karsiti oldugunu ve sehre sahip ciktiklarini ogreniyoruz. Sanatın, Habermas'ın kavramıyla Kamusal Alanın, Şehrin, toplumsal muhalefetin birbirinden ayrılmaz bütünler olduğunu, Bienal için şehir dışında hazırlık yaparken, 31 Mayıs akşamı olanları duyup hemen kendini orada bulduğunu, bunların kendi küratörlüğünü besleyen bir oluşum haline geldiğini, şehrin ve ülkenin tüm kesimlerinden muhalefetin orada olduğundan söz ediyordu. Bu da sanat-toplum ilişkisine yukarıdan ve dışarıdan bakmayan bir düşünce yapısıydı, o yüzden kendisini yine takdir ettim. Bu arada metnin yan sayfasında bir de İngilizce hali çevrilmişti. İki dilli metinleri okurken ben hep diğer dili de okurum; doğru yazılmış mı diye bir takıntıya sahip olduğumdan ilgimi çeker. Türkçe metinde Gezi diye yazılan bölümler, İngilizce metinde Gezi resistance (Gezi direnişi) diye geçiyor. Hani bir kere olsa tamam, her seferinde yazıldığını fark edince, yine "Dışarıya mı oynuyoruz?" diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım!

Eserlere bakınca da, kentsel dönüşüm kavramından yola çıkan Türkiyeli ve yabancı muhalif seslerin, kapitalizmi ve tüketimi eleştiren tekrarlanan eserlerin, eski afiş ve kitapların sessiz çığlıklarının, diktatörlüğü eleştiren cenaze törenlerinin, kentin arka planında dönenleri gösteren gölge oyunlarının biraz da sindirerek farkına varabilirmişiz. Okuduktan ve çocukları bu kez bıraktıktan sonra tekrar gitmeyi düşünmek üzere oradan ayrılıyoruz. Yıllardır geyiğini yaptığımız "Tam Bienallik" dediğimiz evdeki ve sokaktaki ilginç oluşumlarımızı da bir kenarda saklamaya tabi ki devam ediyoruz.

Yırtık kitaplara, yıkılan duvarlara, sessiz çığlıklara, özgürce dolaşan çocuklara ve muhalif yaşama...

1 yorum:

  1. Tabii ki muhalif yaşama..... Ama artık öyle sınırladılar ki insan karamsarlığa kapılıyor. Bir virüs gibi yayılıyorlar hızlıca. Yine de muhalif yaşama...

    YanıtlaSil