16 Eylül 2015

Jones ve güz


Norah Jones dinliyorum iki gündür.. Çalışırken müzik dinlemeden duramıyorum. Ama ağır bir yazı okuyunca sert müzik dinlenmiyor.. Nasılsa havalar da serinledi, Norah iyi gider diye düşündüm.. Onu dinlerken aklım hep My Blueberry Nights filmine gidiyor.. Sanki güz bitiyor, kış geliyormuş gibi bir havaya giriyorum. Ya da Noel zamanı gelmiş de her yerde hummalı bir hediye ve süsler girdabı varmış gibi.. Herkes birbirine merhaba diyor ya da üç çocuklu aileler zengin renkleriyle evlerinin yolunu tutuyor.. Ben de Hıristiyanlıkla veya herhangi bir dinle, ülkeyle alakası olmayan biri olarak niye bu kadar etkilenmişsem.. Filmdeki aşktan ya da özgürlükten olabilir.. Üzerimde kalın örgü bir atkı, ayağımda dar kot pantolon ve kafamda renkli bir bere ile New York sokaklarında hayal ediyorum kendimi.. Hadi bir de kahve olsun elimde birkaç dergi veya öykü kitabımla:) Amerikan rüyasını sevdiğimden değil ama şu anda bu soğuk, özgür, tek başınalığı düşünmek bana kendimi iyi hissettiriyor. Bu kadının sesinde ve şarkılarında acayip bir "sokaklarda yalnız yürüyen kadın modu" var gibi geliyor bana... Öyle değil mi? 


6 Eylül 2015

Biz büyüdük ve kirlendi dünya..



 90'ların unutulmaz efsane isimlerinden biri Kurt Cobain... Bizim kuşağın gençliğinin ateşini yakan, Rock müziğin klasik direnişini farklı bir şekilde ama onun küllerinden doğarak yıkan Nirvana'nın solisti, kurucusu, söz yazarı ve bestecisi.. Türkiye'de de o dönemde politik olarak karanlık günlerden, faili meçhullerden ve üniversitelerdeki gençlik isyanlarından hatırlanabileceği gibi girdap gibi bir dönemdi. Ben o zamanlar çocuktum ama bizden bir önceki kuşaktan etkilenmeye başladığımız, dünyadaki huzursuzlukları değiştirmeye çalışan birilerinin de olduğunu fark etmeye başladığımız, öğrendiğimiz dönemlerdi.. Bu Grunge efsanesinin çıkış noktasına ev sahipliği yapan Seattle'ın seneler sonra küreselleşme karşıtı hareketlerin de fişeğini yakan yer olmasına hiç de şaşırmamalı...