9 Ağustos 2018

Rüyalar, yıkıntılar ve ahlat...


Ä°lgili resim
Aynı anda bir kitap ve bir filmin etkisi altında kalmak ne büyük şans.. Okudum ve hayatım değişti diyeceğim bazı filmler ve kitaplar oldu tabi ki, ama ikisinin aynı anda denk geldiği nadirdir. Birbirlerini muhteşem tamamladılar çünkü. Ahlat Ağacı filmi ve Filmler ve Rüyalar kitabından söz ediyorum. Nuri Bilge’ye bayılmam ama ilk filmlerindeki doku içimdedir. İkisini birleştiren kişi canım Tarkovski, birleştiren kavram ise hayali manzaralar. Heidegger'in rüyaların, insanların gök ve yer arasında gerçekdışıyı yakalama noktaları olduğunu belirtmesini filmlerle anlamlandırmış oldum. Rüyalarımda gördüğüm o zamansız uzamsız mekanlara, terk edilmiş yığınlara anlam buldum resmen. Medeniyet gitsin, bizim hayalimiz kalıntılar, harabeler ve zamanı yontmaktır diyen tek kişi ben değilmişim…

30 Nisan 2018

Yazmamak mümkün değil, aylardan Nisansa şairin dediği gibi...

Ä°lgili resimTolga Karaçelik'in Sundance Film Festivali'nde en iyi film ödülünü aldığı "Kelebekler" filmini sonunda izleyebildim. Aslında üzerine çok konuşulan yapımları etkilenmeden izlemek ve üzerine tarafsız yazmak çok mümkün olmuyor ama bunu başarmaya çalıştım.. Nisan'ın hatrına... Orhan Veli de çok sever Nisan'ı, ben de.. İkimizin de bu ay doğumgünü olması nedeniyle.. O zaman, "İçkiye benzer bir şey var bu havalarda... Sarhoş ediyor insanı, sarhoş."

24 Ekim 2017

Hava hafifden soğuk, deniz katran ve balık kokulu..


Robert Guédiguian, the 2017 “La Villa” ile ilgili görsel sonucuRobert Guédiguian'ın yönetmenliğini yaptığı 2017 tarihli Deniz Kıyısındaki Ev filmi, Marsilya kıyılarında geçiyor. Babaları ölüm döşeğinde olan üç kardeşin, bu olay nedeniyle seneler sonra yeniden o köyde biraraya gelmeleri ana konuyu oluşturuyor. Bir yandan özel ve kişisel hayat mücadeleleri, bir yandan göç, kapitalizm, çevresel sermaye gibi küresel sorunların kasabaya yansıması, filmde dengeli bir biçimde duygu sömürüsü yapılmadan başarılı bir görüntü yönetmenliği ile yumuşak ve öz bir kurgu ile veriliyor.

4 Ağustos 2017

Huzur İsyanda!...

İki keçi, bir köpek, bolca zeytin ağacı, dalga sesleri, ayışığı ve üç güzel insan... Huzurdan başka bir kavram gelmiyor insanın aklına.. Huzur ve isyan kelimeleri ne kadar tezat gibi görünse de; yin yang gibi diyalektik bir birliktelikleri var sanki. O yüzden içimizdeki isyanı dizginlemek için ya da tam tersi isyana kendimizi kaptırmak için huzura kaçmak neden olmasın? İşte Keçi Camping bunun için birebir seçenek... Çanakkale Küçükkuyu'dan Asos yönüne giderken sahilaltı yolunda kalabalık kampları geçtikten sonra; büyük otellere gelmeden önce yer alıyor Keçi Camping. Yani yeri çok ideal.. Kampçı iseniz bilirsiniz kamp yapmak çok eğlencelidir; ama hem ihtiyaçlarınızı karşılayacak hem de kafanızı dinleyebileceğiniz bir yer olması lazım, değil mi? Çadırınıza rahat yer bulabilmek de olsun, denizi de güzel olsun ama kalabalık olmasın, karnınızı doyurun ama endüstriyel olmasın doğal olsun, kafanızı dinleyebilin ama insan da olsun ki iki kelam edebilin.. İşte bunların hepsini birarada bulmak zor derken; burası tam da böyle bir yer. O yüzden huzur ve isyan dengesi var işte :)

18 Ocak 2017

Hayaller diyarı...

La La Land filmi üzerine çok yazıldı, çizildi.. Aslında popüler sürece dahil olan filmler üzerine yazmayı pek sevmiyorum.. Hiçbir yorum okumadan gittiğim, gizli saklı kalmış köşelerde bulduğum, hatta mümkünse gerçekten kıymetini vermiş az sayıdaki kişi tarafından izlenmiş filmler üzerine yazmak daha bana göre geliyor.. Şarkılar ve kitaplar için de aynısı geçerli.. Belki de kitlelerden uzakta kendi içimde yaşattığım gizil bir alan yaratmak istememden dolayı olabilir... Aslında bu filmi de Altın Küre ödüllerine damga vurduktan sonra medyada görmeye başladım.. Dostum Asu'nun da önerisiyle; Elvan'ı da alıp kız kıza bembeyaz karlara bürünmüş bir İstanbul sabahı, günlerdir kapalı kaldığım evden dışarı çıkıp gitmeye karar verdik.. İyi ki içimdeki renkleri, filmin renkleriyle birleştirmeye karar vermişim.. Güzel ve iyi olması değil mesele; beni dahil ettiği dünya..

17 Ocak 2017

Gelmeler gitmeler üzerine..



Filmlerin orijinal isimlerinin, Türkiye'deki dağıtımcılarca çevrildiğinde anlamsız hale geldiğini eleştiriyordum ya, bu filmi doğru çevirmişler hayret:) Arrival filmine ben de geliş/varış kelimesinden başka bir karşılık bulamadım.. Sıradan bir geliş değil tabi bu; her gelişin bir gidişi olduğu gibi; dünyaya belki de bir amaç için gelip geri gitmek üzerine bir süreliğine gelen ziyaretçilerle kurulan iletişim boyutunu anlatan bir film Arrival...

8 Haziran 2016

Her insanın içindeki müzik, yeni bir hikayedir..

Jaco Van Dormeal'in 2015 yapımı filmi Yeni Ahit (Orijinal adıyla Yepyeni Ahit), gerçeküstü ama iddialı, enteresan konusuyla merakla beklenen son dönem bağımsız filmlerden biriydi. Aynı zamanda Belçika'nın Oscar adayı da olan film, Catherine Deneuve'ün beyazperdeye geri dönüşünün müjdesini de izleyiciye veriyordu. Ama karakter dağılımını öylesine eşit yapmışlar ki; hiçbir oyuncu diğerinin önüne geçmiyor. Dolayısıyla popüler isimlerin küçük ama efektif rollerinin yanı sıra, 10 yaşındaki başrol oyuncusu kızımızın etkisi daha önemli diyebiliriz. Filmin konusu çok ilginç; Tanrı olan babasına hiddetlenen kızımızın, kendisine yeni havariler bulmasını ve dünyanın gidişatını değiştirmeye yönelik tatlı ve masum arayışını konu alıyor. Bu cesur duruşunu keyifli bir hale getirmeyi başararak da benim gönlümü fethetti.

28 Mart 2016

Aç güzelim saçını, savursun rüzgar....


Bu sözleri çok severim, Bulutsuzluk Özlemi'nin şarkısıdır*. Mustang filmini izlerken, beş güzel kızın hepsinin uzun ve açık saçlarını savurmaları tesadüf olmasa gerek diye düşündüm ve aklıma hep bu sözler geldi. Filmin adının da özgür ruhlu, başı dik bir at türünden gelmesi bu anlamlılığı devam ettiren nitelikte... Önce tereddüt ettim filmi izleyip izlememekte; çünkü bir kız çocuk annesi olarak her türlü riskli olasılıkla kızımı toplum içinde büyütüyorum ve bir yandan da korumaya çalışıyor olmak yeteri kadar savunmacı bir yapıya itiyor biz kadınları. Ama öte yandan filmde anlatılan tüm hikayenin bu toplumda karşılığı olan gerçek yapılar olduğunun bilincinde olarak, merak da ediyordum ve desteklemek istiyordum yönetmeni. Bir akşam tek başımayken açtım filmi ve başladım izlemeye... Atları çok seven ve özgürlüğüne onlar gibi düşkün olan kızım Yağmur'un biraz daha büyüyünce izlemesi gerektiğini düşünerek...


3 Şubat 2016

Türkiye'nin Sesi



Günümüz kitle iletişim araçları arasında evet artık televizyon ilk sıraları bırakıyor ve yerini interaktif ve sanal sosyal medya alanları alıyor. Ama televizyon kültürü, halen toplumsal arınmanın, popüler kültürün, gösteri kültürünün bir parçası... Son yıllarda yükselişe geçen Acun medyası da bunun halen diri olduğunun en büyük kanıtlarından. Televizyon kanalı satın alacak kadar yükselişe geçmesi ve bu endüstrinin yürütücü ayaklarından biri olması ne kadar iddialı olduğunu göstermeye yetiyor. Acun, internet üzerinden propaganda yapmıyor da halen televizyon kültürü üzerinden gidiyorsa, popüler alan demek ki halen o diye haber gelmiştir ona.

Girizgahın ardından asıl konuya gelecek olursak; konu O Ses Türkiye yarışması.. Evet, çocuklar 3 yaşını doldurunca eve televizyon aldık ve izliyoruz. Kalkıp da her gün belgesel izliyoruz, caz dinliyoruz deyip entel artistliği yapacak değilim. Okuyoruz da, dinliyoruz da, izliyoruz da kitle iletişim araçlarını ve bireysel sanatsal edebi araçları.. Haberler yerine çizgi film açık oluyor çocuklar uyanıkken.. Reality programı izlemek de bazen, iş çıkışı kafaları boşaltmak için iyi geliyor açıkçası.. Bu sene bana mı öyle geldi bilmiyorum, O Ses yarışması gerçekten çok renkliydi. Kübalılar, Şili'liler gelip Commandante Che Guevara mı demedi, Karadenizliler gelip Kazım Koyuncu mu söylemedi, Ağrılılar gelip Neşet Ertaşlar mı söylemedi, Kazak anne gelip Linkin Park mı söylemedi.. Bu sene de evet Ahmet Kayalar ve Türkçe Rap de eksik olmadı.. Türkiye'nin kalbinden sesler geldi geçti kendilerini ifade ettiler, kısıtlanmadan şarkılarını söylediler.. Genelde de tüm bu Halkların Kardeşliği insanlarını Gökhan ve Hakan'dan oluşan Athena grubunun ekibinde gördüm..

7 Ocak 2016

Sahneden yaşama kadınlar, erken gitmeler ve Amy..


Amy Winehouse
Müzisyen olmak zaten zor süreçlerden geçmeyi gerektirirken; kadın müzisyen olmak daha bir zor olsa gerek. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu destek gecesinde sahne alan Hüsnü Arkan, "Kadın olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama tahmin ediyorum" dediğinde araya giren Birsen Tezer, "Ama ben biliyorum!" diye çıkış yapıp gülümsedi ve gülümsetti izleyiciyi de. Çünkü kadın olmak, özellikle Türkiye gibi kadına yönelik şiddetin fazlaca görüldüğü ülkelerde anlaşılması zor bir olgu maalesef. Kadınlarla dayanışmak, belki bunu içselleştirip eşitlenmek için bu yolda atılacak ilk adımlardan olabilir... Kadın müzisyenleri sahnede izlerken; aklıma Amy Winehouse da düştü, çünkü yakın zamanda hayatını anlatan belgeseli izlediğimde fark ettim ki, kadın olmak o platformda da kritik...