18 Ocak 2017

Hayaller diyarı...

La La Land filmi üzerine çok yazıldı, çizildi.. Aslında popüler sürece dahil olan filmler üzerine yazmayı pek sevmiyorum.. Hiçbir yorum okumadan gittiğim, gizli saklı kalmış köşelerde bulduğum, hatta mümkünse gerçekten kıymetini vermiş az sayıdaki kişi tarafından izlenmiş filmler üzerine yazmak daha bana göre geliyor.. Şarkılar ve kitaplar için de aynısı geçerli.. Belki de kitlelerden uzakta kendi içimde yaşattığım gizil bir alan yaratmak istememden dolayı olabilir... Aslında bu filmi de Altın Küre ödüllerine damga vurduktan sonra medyada görmeye başladım.. Dostum Asu'nun da önerisiyle; Elvan'ı da alıp kız kıza bembeyaz karlara bürünmüş bir İstanbul sabahı, günlerdir kapalı kaldığım evden dışarı çıkıp gitmeye karar verdik.. İyi ki içimdeki renkleri, filmin renkleriyle birleştirmeye karar vermişim.. Güzel ve iyi olması değil mesele; beni dahil ettiği dünya..

17 Ocak 2017

Gelmeler gitmeler üzerine..



Filmlerin orijinal isimlerinin, Türkiye'deki dağıtımcılarca çevrildiğinde anlamsız hale geldiğini eleştiriyordum ya, bu filmi doğru çevirmişler hayret:) Arrival filmine ben de geliş/varış kelimesinden başka bir karşılık bulamadım.. Sıradan bir geliş değil tabi bu; her gelişin bir gidişi olduğu gibi; dünyaya belki de bir amaç için gelip geri gitmek üzerine bir süreliğine gelen ziyaretçilerle kurulan iletişim boyutunu anlatan bir film Arrival...

8 Haziran 2016

Her insanın içindeki müzik, yeni bir hikayedir..

Jaco Van Dormeal'in 2015 yapımı filmi Yeni Ahit (Orijinal adıyla Yepyeni Ahit), gerçeküstü ama iddialı, enteresan konusuyla merakla beklenen son dönem bağımsız filmlerden biriydi. Aynı zamanda Belçika'nın Oscar adayı da olan film, Catherine Deneuve'ün beyazperdeye geri dönüşünün müjdesini de izleyiciye veriyordu. Ama karakter dağılımını öylesine eşit yapmışlar ki; hiçbir oyuncu diğerinin önüne geçmiyor. Dolayısıyla popüler isimlerin küçük ama efektif rollerinin yanı sıra, 10 yaşındaki başrol oyuncusu kızımızın etkisi daha önemli diyebiliriz. Filmin konusu çok ilginç; Tanrı olan babasına hiddetlenen kızımızın, kendisine yeni havariler bulmasını ve dünyanın gidişatını değiştirmeye yönelik tatlı ve masum arayışını konu alıyor. Bu cesur duruşunu keyifli bir hale getirmeyi başararak da benim gönlümü fethetti.

28 Mart 2016

Aç güzelim saçını, savursun rüzgar....


Bu sözleri çok severim, Bulutsuzluk Özlemi'nin şarkısıdır*. Mustang filmini izlerken, beş güzel kızın hepsinin uzun ve açık saçlarını savurmaları tesadüf olmasa gerek diye düşündüm ve aklıma hep bu sözler geldi. Filmin adının da özgür ruhlu, başı dik bir at türünden gelmesi bu anlamlılığı devam ettiren nitelikte... Önce tereddüt ettim filmi izleyip izlememekte; çünkü bir kız çocuk annesi olarak her türlü riskli olasılıkla kızımı toplum içinde büyütüyorum ve bir yandan da korumaya çalışıyor olmak yeteri kadar savunmacı bir yapıya itiyor biz kadınları. Ama öte yandan filmde anlatılan tüm hikayenin bu toplumda karşılığı olan gerçek yapılar olduğunun bilincinde olarak, merak da ediyordum ve desteklemek istiyordum yönetmeni. Bir akşam tek başımayken açtım filmi ve başladım izlemeye... Atları çok seven ve özgürlüğüne onlar gibi düşkün olan kızım Yağmur'un biraz daha büyüyünce izlemesi gerektiğini düşünerek...


3 Şubat 2016

Türkiye'nin Sesi



Günümüz kitle iletişim araçları arasında evet artık televizyon ilk sıraları bırakıyor ve yerini interaktif ve sanal sosyal medya alanları alıyor. Ama televizyon kültürü, halen toplumsal arınmanın, popüler kültürün, gösteri kültürünün bir parçası... Son yıllarda yükselişe geçen Acun medyası da bunun halen diri olduğunun en büyük kanıtlarından. Televizyon kanalı satın alacak kadar yükselişe geçmesi ve bu endüstrinin yürütücü ayaklarından biri olması ne kadar iddialı olduğunu göstermeye yetiyor. Acun, internet üzerinden propaganda yapmıyor da halen televizyon kültürü üzerinden gidiyorsa, popüler alan demek ki halen o diye haber gelmiştir ona.

Girizgahın ardından asıl konuya gelecek olursak; konu O Ses Türkiye yarışması.. Evet, çocuklar 3 yaşını doldurunca eve televizyon aldık ve izliyoruz. Kalkıp da her gün belgesel izliyoruz, caz dinliyoruz deyip entel artistliği yapacak değilim. Okuyoruz da, dinliyoruz da, izliyoruz da kitle iletişim araçlarını ve bireysel sanatsal edebi araçları.. Haberler yerine çizgi film açık oluyor çocuklar uyanıkken.. Reality programı izlemek de bazen, iş çıkışı kafaları boşaltmak için iyi geliyor açıkçası.. Bu sene bana mı öyle geldi bilmiyorum, O Ses yarışması gerçekten çok renkliydi. Kübalılar, Şili'liler gelip Commandante Che Guevara mı demedi, Karadenizliler gelip Kazım Koyuncu mu söylemedi, Ağrılılar gelip Neşet Ertaşlar mı söylemedi, Kazak anne gelip Linkin Park mı söylemedi.. Bu sene de evet Ahmet Kayalar ve Türkçe Rap de eksik olmadı.. Türkiye'nin kalbinden sesler geldi geçti kendilerini ifade ettiler, kısıtlanmadan şarkılarını söylediler.. Genelde de tüm bu Halkların Kardeşliği insanlarını Gökhan ve Hakan'dan oluşan Athena grubunun ekibinde gördüm..

7 Ocak 2016

Sahneden yaşama kadınlar, erken gitmeler ve Amy..


Amy Winehouse
Müzisyen olmak zaten zor süreçlerden geçmeyi gerektirirken; kadın müzisyen olmak daha bir zor olsa gerek. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu destek gecesinde sahne alan Hüsnü Arkan, "Kadın olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama tahmin ediyorum" dediğinde araya giren Birsen Tezer, "Ama ben biliyorum!" diye çıkış yapıp gülümsedi ve gülümsetti izleyiciyi de. Çünkü kadın olmak, özellikle Türkiye gibi kadına yönelik şiddetin fazlaca görüldüğü ülkelerde anlaşılması zor bir olgu maalesef. Kadınlarla dayanışmak, belki bunu içselleştirip eşitlenmek için bu yolda atılacak ilk adımlardan olabilir... Kadın müzisyenleri sahnede izlerken; aklıma Amy Winehouse da düştü, çünkü yakın zamanda hayatını anlatan belgeseli izlediğimde fark ettim ki, kadın olmak o platformda da kritik...

28 Aralık 2015

Güç Uyanırken…


Güç Uyanıyor
“Gerçek yolculuk geri dönüştür” der Ursula LeGuin. Yıldız Savaşları, nam-ı diğer “Star Wars” serisi de benim için öyle biraz. Diğer kuşaklar adına konuşamam tabi ama, 1970’lerin sonunda 80’lerin başında Darth Vader’i ilk izleyenler, bu karanlığın nereden geldiğini merak etmiş olmalı. Her ne kadar bilimkurgu sevdalılarını kalplerinden vursa da, arka planda mistisizmi de beraberinde getiren bir felsefesi olduğunu düşünürüm ben bu serinin. Güce dair dengeler yaşamda da var çünkü... O seriyi izleyen babalarımızın kuşağı idi. Sonrasında Milenyumla birlikte 2000’lerde çekilen ikinci seri, bizim kuşağın sahip çıktığı, ama aynı zamanda Anakin Skywalker’ın nasıl karanlık tarafa geçerek Darth Vader olduğunu açıklığa kavuşturan bir geriye dönüş yolculuğu idi. Dolayısıyla belki de Episode IV-V-VI, hem önceki kuşaklar için hem bizim kuşak için ayrı yere sahipti. Ne de olsa ilk aşk unutulmaz... Ama Episode I-II-III'ün de, kafamızdaki soru işaretlerini açıklığa kavuşturan bir yere sahip olduğunu unutmayalım derim... Şimdi sıra yeni seride...

3 Aralık 2015

Falan filan inter Milan ;)


Yolları seven biz...

Bir fırsat doğdu, kaçtık gittik Milano'ya... Çok farklı anlatmışlardı bana, öyle çıkmadı... Çok lüks IMG_9315.JPG görüntüleniyorIMG_9315.JPG görüntüleniyorolduğunu, modanın merkezi olduğunu söylemişlerdi. Evet öyle ama, moda arenası dışıyla ilgilenenlerin de tatmin olması mümkün.. Beklentimi düşük tutmam iyi oldu; sevdim ben. Evet, Roma gibi romantik değil; bir Vatikan havası, bir Roma İmparatorluğu havası yok, dar sokakların arasında aniden karşına çıkan tarihi kalıntılar ve sempatik küçük pizza dükkanları, İspanyol merdivenleri yok ama yine de güzel bir şehir bence.

30 Kasım 2015

Yeşilmişim sazmışım... !


Ve Alkım çizdi...
Dün gece hayatımın en enteresan rüyalarından birini gördüm... Alkım'ın yine çizmesini arzu ederim. Şöyle ki; fazla fiziksel detaya girmeden soyutlaştırmaya çalışacağım. Vücudumun bir bölümü ağaçlanmıştı! Kaburgalarımın altından sağ bacağıma doğru; köklerini içimde hissettiğim dalcıklar fışkırıyordu. Oluşum aşamasının başlangıcını görmüyorum. Son halini görüyorum sadece. Kendime bir bakıyorum, minik yemyeşil ağaç dalları çıkıyor vücudumdan.. Peki ne yapayım diyorum; bu bir halüsinasyon olmalı ve kendimi ayıltmaya çalışıyorum; yok; gerçek olduklarını anlıyorum çekince. Ben de başlıyorum; köklerini çekmeye. Minik ve tatlı kökcükler bunlar! Çekiyorum elimle, sanki cımbızla minik bir tüy çekmenin bir adım daha ötesi gibi içim hop ediyor ama çıkıyorlar sonuçta... Canım acımıyor. Yaklaşık dört beş taneler.. Teker teker çıkarıyorum ve normale dönüyorum. Rahatlıyorum ama aklımda şu soru beliriyor; ya akşamına bir daha çıkarlarsa... Ama üzülmüyorum bu ihtimale, hallederiz diyorum...

20 Ekim 2015

"Can't Stop This Thing We Started"!..:Arkasından yazmaktansa yaşarken yazmak..




Neden bazı yazıları birileri öldükten sonra arkasından yazarız? Kaybettiğimize üzülürüz.. Bryan Adams ölmedi daha merak etmeyin. Sadece yazmak istedim.. Şu hayatta babamla ilgili tek pişmanlığım Bryan Adams'ın o İstanbul konserine girmemiş olmamızdır.. Geçenlerde kendisine de söyledim 'Ne yaptık da Türkiye'nin o ilk stadyum konserini verecek Adams'ı kaçırdık' diye... Üstelik artık İnönü Stadı da yok ve asla geri gelmeyecek... Benim için Bryan Adams demek, Kanada, gırtlak aksanı, kot ceket, yüzü berrak değil ama yarıklı olabilen bir rock'çının da yakışıklı olduğunu kabul etmem, İngilizce'yi kasmak, Robin Hood ve ilkgençliğim demekti...