28 Mart 2016

Aç güzelim saçını, savursun rüzgar....


Bu sözleri çok severim, Bulutsuzluk Özlemi'nin şarkısıdır*. Mustang filmini izlerken, beş güzel kızın hepsinin uzun ve açık saçlarını savurmaları tesadüf olmasa gerek diye düşündüm ve aklıma hep bu sözler geldi. Filmin adının da özgür ruhlu, başı dik bir at türünden gelmesi bu anlamlılığı devam ettiren nitelikte... Önce tereddüt ettim filmi izleyip izlememekte; çünkü bir kız çocuk annesi olarak her türlü riskli olasılıkla kızımı toplum içinde büyütüyorum ve bir yandan da korumaya çalışıyor olmak yeteri kadar savunmacı bir yapıya itiyor biz kadınları. Ama öte yandan filmde anlatılan tüm hikayenin bu toplumda karşılığı olan gerçek yapılar olduğunun bilincinde olarak, merak da ediyordum ve desteklemek istiyordum yönetmeni. Bir akşam tek başımayken açtım filmi ve başladım izlemeye... Atları çok seven ve özgürlüğüne onlar gibi düşkün olan kızım Yağmur'un biraz daha büyüyünce izlemesi gerektiğini düşünerek...



Mustang'in güzel yüzleri yönetmenleriyle...
Türk asıllı Fransız yönetmen Deniz Gamze Ergüven'in ilk uzun metrajlı filmi olan Mustang, 2015 çıkışlı bir Türk-Alman-Fransız ortak yapımı. Cannes'da Europa Cinema Label ödülü, Cesar ödülleri, Goya ödülleri gibi birçok uluslararası festivalde ödül alan film, Oscar Akademi Ödülleri ve Altın Küre gibi törenlerde de aday gösterildi.  Karadeniz'de bir köyde geçen filmde, beş kız kardeşin öyküsüne şahit oluyoruz. Okulların yaz tatiline girdiği gün ile başlayan olaylar silsilesi, bu sürecin değişik formlara girmesiyle devam ediyor. Köyde kızların oyunlar oynamaları, erkeklerle gezmeleri yani kısacası kendileri gibi olmalarıyla ilgili şikayetler söylenti boyutuyla yayılmaya başlar ve daha akşamına varmadan birlikte yaşadıkları babanelerinin kulağına gelir. Babanelerinin şiddet dolu tepkisine karşı koymaya çalışan kızlar, bir süre sonra da amcalarının tepkisiyle karşılaşır. Burda enteresan ki; babaneleri kızları amcalarına karşı epey savunur. Bu konu enteresan dedim çünkü, evin kadın büyükleri kız çocuklarını istedikleri gibi haşlarken; evin erkeklerine veya dışarıya karşı bir savunmaya girme haklarını kendilerinde görüyorlar. O zaman başbaşayken sen niye şiddet ve hiddetle davranıyorsun kızlara? O zaman da yüzlerine karşı sevip kollasana.... Kol kırılır yen içinde kalır çünkü!

Bu da kadınların küçüklükten ve aileden itibaren korumacı ve baskıcı yetiştirildiklerinin; yaşam biçimleri hakkında söz söyleme gücünü aynı çileyi çekmiş kadınların üstlendiğini ve gerisine kimsenin karışmaması gerektiğinin vurgulandığı bir yapıyı bize gösteriyor toplumumuzda. Genç kızlığa adım atmış bu gençlerin özgür olmaları asla mümkün olamaz; önce ailenin kadınları, sonra erkekleri ve sonra da hemen evlendirildikleri kocaları ve hatta kayınpederleri, amcaları ve kendi doğuracakları öz erkek çocukları bile onların üzerinde söz sahibi olacaklardır! Ne acı....

Araba, filmde de yaşamda da bir özgürlük aracı kadınlar için
Beş kızkardeşin beşi de birbirinden farklı yapılara sahip gibi görünse de; hepsi özünde genç kızlıklarını yaşamak isteyen karakterlerdir. Ama tabi özgür olmaları mümkün değildir. Tatilin ilk günü yaşadıkları özgürlük, son hamle olur adeta ve tüm tatili, hapishaneye dönüştürülen evin duvarları arasında geçirmeye mahkum kalırlar. Kendilerince yarattıkları oyunlarda, yasaklanan sakız çiğnemelerde, ev adetlerini köyün yaşça deneyimli teyzelerinden öğrenmelerinde, cinselliği öğrenmelerinde hep o baskının izleri vardır. Ama yine de bu cezalara bile kendi tarzlarını katmayı, direnmeyi denerler ve bazen de başarılı olurlar..  Özellikle en küçükleri Lale bu konuda çok inatçı ve başarılıdır. Güneş Şensoy'un canlandırdığı karakter, futbolu sevmesi, araba kullanmaya olan merakı ve özlemi, rahat giyinmeyi tercih etmesi, kızlara yüklenen geleneksel görevleri reddetmesi, ablalarının "başının bağlanması"na yönelik girişimlere karşı çıkması gibi noktalarda tam bir Mustang'dir, Mustang karakteridir. Kendisini kızıma çok benzettim bu yönlerden... Onun o cabbarlığını, inatçılığını, esmer güzelliğini, doğru sözcülüğünü, kendini oyalayabilmesini, özgürlüğüne düşkünlüğünü ve cinsiyetçilikten uzak duruşunu kızımın yansıması gibi görmek gözlerimi doldurdu...

Lale'yi canlandıran Güneş Şensoy
Kızların her birinin hüzünlü ve aynı sona giden hikayelerini bozabilecek son kişi olarak görünen Lale'nin son ana kadarki mücadelesi gerçekten hatrı sayılır bir azmin ve özgürlük savaşının göstergesidir. Nefesimi tutup bekledim onun bu mücadelesini izlerken.. Yerine kendimi, kızımı, annemi, annanemi koydum belki de... Toplumda bunu yapan yapamayan tüm kızları, kadınları gördüm Lale'nin yüzünde... Büyürken çekilen o sancıları, gizli yasak korku dolu ne varsa anlatan, anlatamayan herkesin kalbinin büyüklüğünü ve derinliğini gördüm... Ne vardı sanki özgürce koşabilen kız çocukları olarak büyümekte? Ne vardı sanki kız çocukları başları önlerine eğik mahçup değil dik durup gülerek büyüyebilseydi? Ne vardı birisi onu "istemeye" gelmeseydi; "verdim gitti" olmasaydı! Ne vardı hayatta kimle ne yapmak istediğine kendisi karar verebilseydi, acılar çekmeseydi, kimsenin malı olmasaydı?! Bir kızkardeşim olmadığı için hep üzülen ve eksik hisseden ben; kadın arkadaşlarımın, ailemdeki kadınların ve en önemlisi kızımın yaşam enerjisiyle bir yolda yürüyorum öyle ya da böyle.. Ve dünyadaki tüm ama tüm kadınların saklanmadan, acı çekmeden sadece ve sadece özgürce yaşam haklarının kendi ellerinde olmalarını diliyorum...... Tüm Mustang'lere, özgür çayırlara ve açık saçlara.........

*"Hayata başlarken
Şartları sen koymadın ki
Sana sanal bir dünya
Sundular
Gözlerini bağladılar
Seni hep korkuttular
İnanmanı sağladılar

Simdi bir kıyıda durmus
Uzaklara bakmaktasın
Heyecanlısın
Okyanuslar bilinmez
Ürkütebilir seni
Uzat elini
Hayat hergün yeniden baslar

Aç güzelim saçını
Savursun rüzgar
Aç güzelim saçını
Güneş parıldatsın
Aç güzelim saçını
Yağmur ıslatsın
Dökülsün damlalar
Tellerinden

Biliyorum seni saran o çemberi
Biliyorum özgürlük emek ister"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder