23 Aralık 2010

Sanat Limanı'nda Açılım


Çocuk Bienali'nden..
 Anadolu yakasına taşındıktan sonra Karaköy-Tophane-Fındıklı hattına gitmeye çok üşenir oldum. Sadece yolum düştüğü zaman gidiyordum. Geçen hafta, şu Body Worlds sergisini son gününde yakalamak arzusuyla uzandım Sanat Limanı'na... Adının değiştiğini bile bilmiyordum. Eskiden orada bir tek Antrepo vardı, İstanbul Modern falan açılmadan önce bir tek Bienal olduğu için gidiyorduk oralara. Şimdi bir gittim, Çocuk Bienali, Altın Yollar Fotoğraf Sergisi, Suudi Arabistanlı sanatçıların eserlerinden oluşan "Edge Of Arabia Transition" Sergisi hepsi birarada!...

22 Aralık 2010

Herşey değişir Trt-3 değişmez...

Woody Allen'ın Radyo Günleri filmini izlemiş miydiniz? Savaşın olanca çıplaklığıyla ve soğukluğuyla geçtiği bir dönemde, ailenin haberleri alma ve yegane birarada durma nedeni radyodur. Sevinçler de acılar da radyodaki haberlere ve çalan müziklere göre şekillenir. Oysa şimdi hangi ruh halindeysek, ona uygun bir şarkıyı ya da albümü arşivimizden çıkarıp çalabiliyoruz. Hatta daha da ileri giderek internetten o anlık tüketmek üzere indirip dinleyebiliyoruz. Yani evimizde bize ait bir mülk olarak bulunmasına gerek bile yok. Bu aslında mülkiyeti özelleştirmemek adına güzel bir şey. Ama öte yandan da gidip albümü alıp, evde sindirerek yavaş tüketmenin önüne geçen, hızlı bir tüketim yöntemi! O anlık sadece... Oysa radyo kültürü öyle değil... Ne çalacağını asla tam olarak bilemezsiniz.

17 Aralık 2010

Kara kış hayatı nasıl etkiliyor?

Çocukken kar yağdığı zaman ne çok sevinirdim.. Şimdi kendi çocuğum oldu ve onun parlayan gözleri de yine beni çok mutlu ediyor.. Ama maalesef madalyonun bir de diğer tarafı var.. Sokaklarda donma tehlikesi geçiren evsizler, eriyen kar suları ve birleşen çamurlu yağmur sularıyla evleri kullanılmaz hale gelen insanlar, önlem yetersizliği nedeniyle önlenemeyen trafik kazaları gibi başlıklarla bu olumsuzluk listesini genişletmek mümkün.

1 Aralık 2010

Çevirdiğim yeni çocuk kitabı çıktı, ilginize...

Pony Dileği (Dilekler Diyarı)

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Çocuk - Okul Dönemi

Çeviren: Işıl Çobanlı

Kanatları henüz çıkmayan minicik bir pony bir dilek diler. Dilek-Üstadı Zenith, çırağı Sebastian'a hemen bu dileği yerine getirmesini söyler. Ancak minik pony kaçırılır ve olaylar beklenmedik noktalara ulaşır. Artık kahramanlarımızın, güçlerini kötüye kullanan bir adamı durdurmaları gerekmektedir.

30 Kasım 2010

Bal, Sonbahar ve Çoğunluk

Bu üç filmi nasıl birarada ele alacağımı merak etmiş olmalısınız. İnanın ben de nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Uzun zamandır görme fırsatı bulamadığım Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmini, dün akşam Cnbc-e’nin yayınlaması sayesinde izleyince, kafamda oluşanları kaleme dökmek istedim. Yumurta ve Süt’ü izleyip beğenmiş bir izleyici olarak, Bal’ın bol ödüllerin ardından Türkiye’de iyi eleştiriler aldığını biliyordum ama tüm eleştirileri okumak istememiştim. Kafamda büyülü imgeyi yıkmalarını istemediğim için… Sonunda çayımı demleyip, battaniyenin altına girerek hazır ve nazır beklediğim film işte başlamıştı.

8 Kasım 2010

Sisli bir Cumartesi akşamından...


Pera Sineması'nda halen film gösteriliyormuş...

Bir cumartesi akşamı ne kadar trajikomik olabilir ki? Ayrıntılarda yaşayan bir kadın için, belki sık sık olur, ama inanın bu kadar drama, bir günde benim başıma gelmemişti daha önce..
Aşkımla buluşmadan önce sinemaya gideyim diye planlamıştım kendimi..Şu uzun zamandır merak ettiğim Çoğunluk filmine.... Beyoğlu Sineması'nda diye gittim, gişeden biletimi aldım ama Pera Sineması'ndaymış, o alt kattaki küçük salonda.. Hani kapanan Pentimento kitapçısının yanında, önünde film makinası olan.. İçimden dedim, bu film de bu salona yakışır zaten.. Azınlıkta kalmış bir salon:) Ne kadar ironik dedim!

31 Ekim 2010

Saatleri Geri Alma Enstitüsü..

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli kitabından çağrıştı, bu başlık bana.. İnsanın, modern zaman içindeki kayboluşu her zaman, edebiyatçıların, bilim insanlarının ve sanatçıların ilgisini çeken bir konu olagelmiş, değil mi? 

28 Ekim 2010

Sonbaharın Habercisi, Kasımpatı:)


Kırmızı gelen tomurcuklarımız...
İnanmazsınız; bu çiçeği 2000'lerin başında Alkım bana almıştı... Birgün bana gelirken, çiçek almak istemiş, ama iki gün sonra ölecek olan demet çiçeklere eli gitmemiş. Bizim eskiden oturduğumuz Levent'teki evin orada büyük bir fidanlık vardı. Oraya girmiş, daha tomurcukları üstünde olan büyükçe bir saksıda bu kasımpatıyı almış:) Kırmızı kırmızı..

27 Ekim 2010

Mağara Adamı (veya Kadını)

Açıkçası, bu sezonda adını ilk kez duydum Caveman’in. Böyle bir tek kişilik oyunun daha önce başka ülkelerde, başka şehirlerde sahneye konulduğundan da haberim yoktu. Bu sene Şevket Çoruh’un bu tek kişilik komediyi oynayacağını öğrendik; eşim ve dostlarla gittik izlemeye. Beşiktaş’taki BKM sahnesindeki oyuna oldukça yoğun bir ilgi vardı, hem biletlerin bittiğini duymuş hem de o akşam gişenin önünde bilet bulmaya çalışan kalabalığı görmüştüm. 
Sezonun ilk oyunu olması itibariyle hem izleyiciler hem de Şevket Çoruh heyecanlıydı bence. İzleyiciler, oyuna gelirken büyük ihtimalle içlerinden “Mağara Adamı da ne ola ki?” diye geçirmişlerdir. Zaten oyundan önce fuayede herkes fısır fısır kendi arasında yorumlar yapmaya çalışıyordu. Şevket Çoruh da son beş yıldır sahneye çıkmamanın verdiği bir heyecan yaşıyordu mutlaka.

26 Ekim 2010

Merhaba!

Aslında internet ortamında ilk yazı yazışım değil ama bir heyecan bastı işte nedense... Bir merhaba diyeyim, ilk adımı deneme anlamında atayım dedim.. Gerisi gelir artık.. Sevgiler