28 Aralık 2015

Güç Uyanırken…


Güç Uyanıyor
“Gerçek yolculuk geri dönüştür” der Ursula LeGuin. Yıldız Savaşları, nam-ı diğer “Star Wars” serisi de benim için öyle biraz. Diğer kuşaklar adına konuşamam tabi ama, 1970’lerin sonunda 80’lerin başında Darth Vader’i ilk izleyenler, bu karanlığın nereden geldiğini merak etmiş olmalı. Her ne kadar bilimkurgu sevdalılarını kalplerinden vursa da, arka planda mistisizmi de beraberinde getiren bir felsefesi olduğunu düşünürüm ben bu serinin. Güce dair dengeler yaşamda da var çünkü... O seriyi izleyen babalarımızın kuşağı idi. Sonrasında Milenyumla birlikte 2000’lerde çekilen ikinci seri, bizim kuşağın sahip çıktığı, ama aynı zamanda Anakin Skywalker’ın nasıl karanlık tarafa geçerek Darth Vader olduğunu açıklığa kavuşturan bir geriye dönüş yolculuğu idi. Dolayısıyla belki de Episode IV-V-VI, hem önceki kuşaklar için hem bizim kuşak için ayrı yere sahipti. Ne de olsa ilk aşk unutulmaz... Ama Episode I-II-III'ün de, kafamızdaki soru işaretlerini açıklığa kavuşturan bir yere sahip olduğunu unutmayalım derim... Şimdi sıra yeni seride...

3 Aralık 2015

Falan filan inter Milan ;)


Yolları seven biz...

Bir fırsat doğdu, kaçtık gittik Milano'ya... Çok farklı anlatmışlardı bana, öyle çıkmadı... Çok lüks IMG_9315.JPG görüntüleniyorIMG_9315.JPG görüntüleniyorolduğunu, modanın merkezi olduğunu söylemişlerdi. Evet öyle ama, moda arenası dışıyla ilgilenenlerin de tatmin olması mümkün.. Beklentimi düşük tutmam iyi oldu; sevdim ben. Evet, Roma gibi romantik değil; bir Vatikan havası, bir Roma İmparatorluğu havası yok, dar sokakların arasında aniden karşına çıkan tarihi kalıntılar ve sempatik küçük pizza dükkanları, İspanyol merdivenleri yok ama yine de güzel bir şehir bence.

30 Kasım 2015

Yeşilmişim sazmışım... !


Ve Alkım çizdi...
Dün gece hayatımın en enteresan rüyalarından birini gördüm... Alkım'ın yine çizmesini arzu ederim. Şöyle ki; fazla fiziksel detaya girmeden soyutlaştırmaya çalışacağım. Vücudumun bir bölümü ağaçlanmıştı! Kaburgalarımın altından sağ bacağıma doğru; köklerini içimde hissettiğim dalcıklar fışkırıyordu. Oluşum aşamasının başlangıcını görmüyorum. Son halini görüyorum sadece. Kendime bir bakıyorum, minik yemyeşil ağaç dalları çıkıyor vücudumdan.. Peki ne yapayım diyorum; bu bir halüsinasyon olmalı ve kendimi ayıltmaya çalışıyorum; yok; gerçek olduklarını anlıyorum çekince. Ben de başlıyorum; köklerini çekmeye. Minik ve tatlı kökcükler bunlar! Çekiyorum elimle, sanki cımbızla minik bir tüy çekmenin bir adım daha ötesi gibi içim hop ediyor ama çıkıyorlar sonuçta... Canım acımıyor. Yaklaşık dört beş taneler.. Teker teker çıkarıyorum ve normale dönüyorum. Rahatlıyorum ama aklımda şu soru beliriyor; ya akşamına bir daha çıkarlarsa... Ama üzülmüyorum bu ihtimale, hallederiz diyorum...

20 Ekim 2015

"Can't Stop This Thing We Started"!..:Arkasından yazmaktansa yaşarken yazmak..




Neden bazı yazıları birileri öldükten sonra arkasından yazarız? Kaybettiğimize üzülürüz.. Bryan Adams ölmedi daha merak etmeyin. Sadece yazmak istedim.. Şu hayatta babamla ilgili tek pişmanlığım Bryan Adams'ın o İstanbul konserine girmemiş olmamızdır.. Geçenlerde kendisine de söyledim 'Ne yaptık da Türkiye'nin o ilk stadyum konserini verecek Adams'ı kaçırdık' diye... Üstelik artık İnönü Stadı da yok ve asla geri gelmeyecek... Benim için Bryan Adams demek, Kanada, gırtlak aksanı, kot ceket, yüzü berrak değil ama yarıklı olabilen bir rock'çının da yakışıklı olduğunu kabul etmem, İngilizce'yi kasmak, Robin Hood ve ilkgençliğim demekti...

12 Ekim 2015

Gönül gözüyle bakmak gerek yaşama


Kitaplardan uyarlanan sinema filmleri hakkında tereddütlerim olur, hep söylerim. Bu kez konu Küçük Prens olunca iki kez düşünmek gerekiyordu. Küçük Prens de bu örneklerden biri olmasının yanı sıra, kalplerimizdeki yeri ayrı olduğu için daha bir merakla bekliyorduk aylardır… Ama yaşam bir türlü izin vermedi, geç kaldık gitmek için.. Öylesine geç kaldık ki; Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamında pırıl pırıl insanlar güneşe gömüldüler ve biz hiçbirşey yapamadık…

2 Ekim 2015

Köln yazısı -2


Görüntünün olası içeriği: 2 kişiŞansıma, Köln'de bulunduğum beş gün boyunca hava hep çok güzeldi.. Dostum da bana yaşadığı şehri ve yaşamı tüm detaylarıyla göstermek için elinden gelenin fazlasını yapıyordu. Geleneksel eski şehre veya dükkanlara gitmek, Şubat'ta gerçekleşen ünlü Köln karnavalına yönelik eşyaların, kostümlerin satıldığı karnaval mağazasını turlamak, Köln şehir müzesinde gündelik Köln tarihine ait detayları gözlemleyebilmek, tarihi dondurmacıda hayatımın en değişik dondurmasını yemek, bar turu dışında özel olarak gittiğimiz tatlişko mu tatlişko Metronom Caz barında keyiflenmek de birlikte yaptığımız diğer aksiyonlardan sadece birkaçıydı.

1 Ekim 2015

Köln insanları diye birşey gerçekten varmış - 1


Eveet, biricik dostum Asu'cum, Bertiş'le evlenip Köln'e gideli tam da bir sene doluyorken, sonunda gittim yanına! Neden gitmek bu kadar önemli diyeceksiniz... Birkaç açıdan kıymet arz ediyor; açıklayayım:) Öncelikle, onu çok özlüyor olmam, yeni evli yaşamını bir an önce görmek istemem, bir de senelerdir tek başıma bir yolculuk yapıp; ilk kez yurtdışına tek çıkacak olmam... Tüm bunlar Eylül ayına denk geldi, Ortaçgil'i anıp Olamaz mı Olabilir dedik bizi buluşturan tüm olumlu şartlara şapka çıkarıp..

16 Eylül 2015

Jones ve güz


Norah Jones dinliyorum iki gündür.. Çalışırken müzik dinlemeden duramıyorum. Ama ağır bir yazı okuyunca sert müzik dinlenmiyor.. Nasılsa havalar da serinledi, Norah iyi gider diye düşündüm.. Onu dinlerken aklım hep My Blueberry Nights filmine gidiyor.. Sanki güz bitiyor, kış geliyormuş gibi bir havaya giriyorum. Ya da Noel zamanı gelmiş de her yerde hummalı bir hediye ve süsler girdabı varmış gibi.. Herkes birbirine merhaba diyor ya da üç çocuklu aileler zengin renkleriyle evlerinin yolunu tutuyor.. Ben de Hıristiyanlıkla veya herhangi bir dinle, ülkeyle alakası olmayan biri olarak niye bu kadar etkilenmişsem.. Filmdeki aşktan ya da özgürlükten olabilir.. Üzerimde kalın örgü bir atkı, ayağımda dar kot pantolon ve kafamda renkli bir bere ile New York sokaklarında hayal ediyorum kendimi.. Hadi bir de kahve olsun elimde birkaç dergi veya öykü kitabımla:) Amerikan rüyasını sevdiğimden değil ama şu anda bu soğuk, özgür, tek başınalığı düşünmek bana kendimi iyi hissettiriyor. Bu kadının sesinde ve şarkılarında acayip bir "sokaklarda yalnız yürüyen kadın modu" var gibi geliyor bana... Öyle değil mi? 


6 Eylül 2015

Biz büyüdük ve kirlendi dünya..



 90'ların unutulmaz efsane isimlerinden biri Kurt Cobain... Bizim kuşağın gençliğinin ateşini yakan, Rock müziğin klasik direnişini farklı bir şekilde ama onun küllerinden doğarak yıkan Nirvana'nın solisti, kurucusu, söz yazarı ve bestecisi.. Türkiye'de de o dönemde politik olarak karanlık günlerden, faili meçhullerden ve üniversitelerdeki gençlik isyanlarından hatırlanabileceği gibi girdap gibi bir dönemdi. Ben o zamanlar çocuktum ama bizden bir önceki kuşaktan etkilenmeye başladığımız, dünyadaki huzursuzlukları değiştirmeye çalışan birilerinin de olduğunu fark etmeye başladığımız, öğrendiğimiz dönemlerdi.. Bu Grunge efsanesinin çıkış noktasına ev sahipliği yapan Seattle'ın seneler sonra küreselleşme karşıtı hareketlerin de fişeğini yakan yer olmasına hiç de şaşırmamalı...  

26 Mayıs 2015

Günebakanlar, vosvos ve aşk


Bazen insanın kalbinin sesini dinlemesi güzel sonuçlanıyor. Bazen mi? Her zaman!:) Romantik bir film izlemeyi özledim diye düşünürken "Love, Rosie" filmi karşıma çıktı. Ama konusunu bilmiyordum sadece tatlı bir filme benziyor diye başladım izlemeye. Nereden bilebilirdim ki içinde günebakanların, vosvosların, aşkın ve genç bir annenin yer aldığını.. Dolayısıyla gel de Işıl bu filmde ağlamasın...

4 Mayıs 2015

Nisan Mayıs ayları gevşer gönül yayları


Doğa şehre karşı bu baharda da...

Bu bahar daha bir farklı geldi... Yeni bir işe başlamak bunda en önemli etken oldu. Tüm Nisan ayının ortalama 15 derece sıcaklıkta geçtiği ve Muson yağmuru misali Nisan yağmurlarının hiç durmadığı bir ay olmasına karşın içimdeki umut hiç eksilmedi.. Kızımın gösterilerinin getirdiği heyecan da cabası oldu. Üstüne bir de ay sonunda maaşımı alınca değmeyin keyfime..

Umarım ülke ve dünya için de acıların daha azaldığı, akademik anlamda insanlık için daha verimli işlerin yapıldığı ve 7 Haziran seçimlerinde de onurun kazandığını gördüğümüz nice umutlu günler olur...

Sevgi, barış ve kardeşlik dileklerimle...

10 Mart 2015

Masalla gerçeği yaşayan Prenses Grace


Tam da çok ümitle sonuçlanmasını beklediğim bir iş başvurumun reddedilmesi akabinde izledim Grace'i...

Nam-ı diğer Monako Prensesi aktrist Grace Kelly'nin hayatını anlatan bir film Grace. Film otoriteleri tarafından pek olumlu bulunmayan bir film olarak sunuldu piyasaya Grace. Ama ben yargıyı kırarak izlemek istedim ve iyi ki de izlemişim çünkü çok beğendim.

7 Mart 2015

Büyük Gözler


Tim Burton'ın 2014 yapımı filmi Big Eyes (Büyük Gözler) beni hem şaşırttı hem de yine Burton büyüsünde bıraktı. Şaşırttı çünkü Beetlejuice, Batman, Ed Wood, Mars Attacks, Charlie's Chocolate Factory, Alice in Wonderland gibi gerçeküstü filmlerinden sonra Burton'ın belki de ilk kez klasik bir dönem filmini izledim. Ve filmi daha doğrusu Margaret Keane'ın sıradışı yaşamını 'büyük gözler'le izledim...