17 Aralık 2013

Simültane Hayatlar


2003 yapımı Lost in Translation fimini izleme olanağını yeni buldum. Yıllardır izlemek istediğim bir filmdi. Filmin çıktığı dönemde ben çeviri yapıyordum. O yüzden çok cazip gelmişti. Sonradan fark ettim ki çeviri ile doğrudan bir ilgisi yokmuş, dolaylıymış. Soffia Coppola'nın yönettiği ve Bill Murray ve Scarlett Johanson gibi tatlı isimlerin rol aldığı bir filmin kötü olmasını zaten bekleyemezdim..

Türkiye'deki dağıtımcıların filmin adını "Bir Konuşabilse" olarak çevirmesinin verdiği rahatsızlık, filmi daha da merakla izleme arzusu taşımamama neden olmuştu. Ben olsam nasıl çevirirdim diye epey düşünmüştüm o zamanlar. Şimdi tekrar düşünüyorum da; "Çeviride Kaybolan" veya "Simültane Hayatlar" nasıl? "Çeviride Kaybolmak" olsa başında "Being" kelimesinin olması gerekirdi sanırım. Neyse:) Simültane Hayatlar güzel bence:)

24 Eylül 2013

Başka bir Bienal mümkün

Fındıklı'ya kadar gitmişken merdivenlerimizi yad etmemek olmaz
İstanbul Bienali, İKSV'nin düzenlediği en ilgi çekici oluşumlardan birisi. Yıllar önce "İstanbul" kavram çerçevesi altında sokak sanatçıları ve kamusal alan tartışmaları gündemlerindeyken; sokak sanatçılarını dışarda bırakan tutumlarıyla, radikal sanatçıların tepkisini çekmişti vakıf. Aslında siyasi erk muhalafeti olduklarını belirten gizli bir tutum sergileseler de; İstanbul'u oryantalist olarak kullanmak dışında bunu net bir şekilde hiçbir organizasyonlarında görmemiştik. Bu kez Fulya Erdemci'nin donanımlı sesiyle "Anne ben barbar miyim?" basligi altinda küratörün metni yüreklere su serpti...

9 Eylül 2013

Şu Eylül akşamı ya da sabahı..


Eylül'e doğru yavaşlar yaşam..
Hoş geldin Eylül.. Uzun bir yaz olmuştu.. İki çocukla evde geçmişti günler.. 15 gün tatil yapmıştık, enerji depolamıştık iyi ki.. Ağustos serin değil sıcaktı gayet. Tam da 31 Ağustosu 1 Eylüle bağlayan gece yağan yağmur, adeta bizi sonbahara hazırlamıştı. Ertesi sabah erkenden kalkıp Moda'ya gitmek, denize nazır çay simit keyfi yapmak, ardından Barış için Elele mitingine gitmek bizi hayata yeniden adapte etmişti.. Yaz ve Kurtköy nasıl bir bütünse, Eylül ve şehir de öyle bir takım benim için.. Yazın ve kışın hava nedeniyle gidilmeyen sıcak/soğuk mekanlar, sonbaharda arada kalan bir sıcaklık veriyor insana, çoluk çocuk gidebiliyorsun o havalarda. İşte bugünlerde havalar böyle..

26 Haziran 2013

Yol..

sabah sabah radyo eksen radiohead çalar.. ben ağlarım, Deniz ağlar, eski günler düşünülür.. aç karna mutfağa giren güneş ışığı baş ağrısı yapar.. bugünün planları yapılır: yağmur parka gider, ben de oradaki annelerle sohbet ederim... yazlık elbiselerin uçuştuğunu, kadınların saçlarının özgürce dalgalandığını hayal ediyorum. çocuklar sağlıklı olsun da, arabada giderken camı açabilelim istiyorum. birşeyler yazmak ve daha çok okumak istiyorum. tembel bir sıcak daraltılı ruh hali yerine kışı istiyorum. güzel bir müzik eşliğinde birbiriyle sohbet eden arkadaşlar görüyorum. samimi tablolar istiyorum sokaklarda...

27 Şubat 2013

Kara kış günlerine renk katmak...

Kış, olanca griliği, üşengeçliği ve mızmızlığı ile ilerlemekte... Yeri geliyor insanı depresif yapıyor... Hele bir de evde çok zaman geçiriyorsanız...  İyi ki arada bir güneş çıkıyor da, enerji alıyoruz. Büyük yavrum okula gidip enerjisini alıyor, küçük yavrum anne kucağı ile yetiniyor şimdilik:) Bense kah tezimi yazıp ilerletmeye çalışıyorum, kah kendime evde işler yaratıyorum. Bugün tam hayalimdeki gibi bir gün oldu aslında... Anlatayım..