7 Ocak 2016

Sahneden yaşama kadınlar, erken gitmeler ve Amy..


Amy Winehouse
Müzisyen olmak zaten zor süreçlerden geçmeyi gerektirirken; kadın müzisyen olmak daha bir zor olsa gerek. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu destek gecesinde sahne alan Hüsnü Arkan, "Kadın olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama tahmin ediyorum" dediğinde araya giren Birsen Tezer, "Ama ben biliyorum!" diye çıkış yapıp gülümsedi ve gülümsetti izleyiciyi de. Çünkü kadın olmak, özellikle Türkiye gibi kadına yönelik şiddetin fazlaca görüldüğü ülkelerde anlaşılması zor bir olgu maalesef. Kadınlarla dayanışmak, belki bunu içselleştirip eşitlenmek için bu yolda atılacak ilk adımlardan olabilir... Kadın müzisyenleri sahnede izlerken; aklıma Amy Winehouse da düştü, çünkü yakın zamanda hayatını anlatan belgeseli izlediğimde fark ettim ki, kadın olmak o platformda da kritik...

Amy de Kurt, Jim, Jimi ve Janis gibi 27 yaşında öldü...
Amy de 27'sinde ölen müzisyenler kulübünün son üyelerinden olarak tarihe geçti maalesef. Bu arada Amy'nin annesinin adının Janis olması; kendisi gibi uyuşturucu sorunu nedeniyle ölen ünlü şarkıcı ve besteci Janis Joplin (ölüm:27)'i çağrıştırdı bana ve ne büyük tesadüf dedim. Ayrıca soyadları olan Winehouse'u takma lakap sanıyordum ama o da gerçekmiş. Winehouse, Şarapevi anlamına geldiğinden; insan ister istemez "Adıyla yaşamış" diye düşünmekten alıkoyamıyor kendini! 

Amy'yi geç keşfettim ben ve keşfedince de çok bayılıp içime sindirdiğimi söyleyemem. Tüm kadın arkadaşlarım popüler "Back to Black" modundayken ben belki de iyimser yanım karamsar yanımı çağıracak bir dönemde olmadığımdan karşılıklı hitap edemedik birbirimize. Az albümü ve single'ı olduğu için de, ölmeden önceki kısa zaman zarfında, sonraki süreçlerini de takip etmeye fırsatım kalmadı açıkçası. Ama sesindeki yeteneği ve caz gırtlağını fark edecek kadar biliyordum kendisini canım, o kadar da değil...

Hayatını anlatan belgeseli izlerken fark ettim ki, hakkında bilmediğim çok şey varmış. Onu daha iyi tanımak için bir fırsat oldu bu film (Amy, 2015 Yön: Asif Kapadia). Amy'nin böyle dışa dönük göründüğüne, frapan olduğuna, az kilolu olduğuna bakmayın, çocukken çok utangaç, tombik ve sessiz sakinmiş. O günden beri tek değişmeyen şeyi, harikulade sesi olmuş! Ne zaman ki babası evden ayrılmış, ilkgençlik yıllarına girmesiyle beraber, ufak çaplı da olsa bir arayışa girmeye başlamış, dış görünüşüyle ilgilenmeye başlamasıyla yediklerini çıkarmaya koyulmuş ve bulimia hastalığına kapılacağının sinyallerini vermeye başlamış. Annesinin ilgisiz kalması, sesinin harika olduğunu söyleyen arkadaşlarıyla takılmaya başlaması gibi faktörlerle birleşince, kendini kayıt stüdyolarında ve caz kulüplerinde bulmaya başlamış. Aslında önceleri sadece caz söylüyormuş. Doğuştan gelen caz gırtlağını kendisi de çok seviyormuş. "Hissetmediğim şeylerin şarkılarını söyleyemem" mantığıyla kendi bestelerini hep kendi yapıyormuş, şarkılarının sözlerini kendisi yazıyormuş. Tek arzusu caz müziği ile hayatına devam etmekmiş aslında ama hayat planlandığı gitmiyor hiçbir zaman..
Kurt ve Amy :) 

Özlemini çektiği babasının tekrar hayatına girmesiyle ve arkadaşlarının da yönlendirmesiyle daha popüler müzik tarzında çalışırsa daha çok para kazanacağına ikna ediliyor ve film bundan sonraki olaylarla kopuyor... Çok aşık olduğu, sonrasında evlenip boşanacağı Brian'ın da hayatına girmesiyle, çılgın partilerde uyuşturucu ile tanışıyor ve alkolle de birleşince bir daha asla geri dönüşü olmayan bir yola giriyor. Aslına bakarsanız, etrafında ona her zaman destek olan okul ve müzisyen arkadaşları var ama o biraz da zayıflığı tercih edercesine, ona acı vermiş babasının ve Brian'ın yönlendirmesine kendini bırakıyor. Ne tesadüf ki, her iki adam da, Amy'nin Frank ile Back to Black albümlerindeki başarılı çıkışından sonra hayatına daha çok dahil oluyor. Üstelik Back to Black'i, Brian ile yaşadığı acı dolu ayrılık sürecinde ona ithafen yazmış olması da ironik. İşte bu nedenle diyorum kadın müzisyenlik çok zor diye. Zaafını bilip duygusal yanlarına yüklenip daha çok üstüne gelinebiliyor. Londra gibi Paparazzilerin abartılı bir yoğunlukla ünlüleri takip ettiğini de düşünürsek (Prenses Diana'nın ölümüne yol açacak kaza kadar...) Amy'nin tüm bu etrafının sarılma durumuna direnememesi çok normal.

Kurt Cobain'in hayatını anlatan Cobain (2015, Yön: Brett Morgen) filminde de maalesef benzer durumlar vardı. Masum çocukluktan önce yalnız çocukluğa; sonra müzikten çöküşe... Dergilere çıkmalar, halkın önünde yaşanan bir aşk, kayıp bir çocukluk ve sahip olunan büyük yetenekler... (Gerçi o filmi, Cobain'in iç yansımalarını, korkularını bilinçaltı oyunlarını animasyonu da destekleyerek defterine çizdikleriyle yazdıklarıyla bütünleşik verdikleri için ve belki de Cobain'i ayrıca içime sindirdiğim için çok daha başarılı bulmuştum.) Jim Morrison'ın uyuşturucu sorunları nedeniyle; The Doors'un Woodstock'a (1969) çağrılmamasına neden olduğu zaman da farklı bir çaresizlik geçerliydi; bu hale gelinmesi gerçekten çok üzücü..  Ama sonuca baktığımızda kayboluşa geçen bu benlikler de, kendisini ancak müzikle ifade ettiğinde kendileri olabilmişler.. Hem de başarılı olarak... Tabi başarı neye göre tanımlanırsa! Albüm satışıysa evet güzel, ama medya malzemesi olmaksa hayır güzel değil.. Kapitalist endüstriye dahil olmadan kendilerine sormak lazımdı başarıyı!

Beğendiğim kadın sanatçılar sahnede..
Amy, son Belgrad konserinde şarkısını söyleyemeden sahneden inecek kadar kendini kaybettiğinde ve bu milyonların önünde yaşandığında ona gerçekten çok üzüldüm... Üzüldüğüm şey yetenekli ve güzel bir kadını sahnede o halde çaresiz görmek miydi ayırt edemiyorum. İzlediğim ve beğendiğim diğer kadın sanatçıların sahne performanslarını değerlendirdiğimde; en sevdiğim Birsen Tezer'i, Jehan Barbur'u, Aynur Doğan'ı, Norah Jones'u güçlü hissi veren tarzları nedeniyle mi seviyordum acaba? Kimseyi öyle çaresiz görmek istemem ama kadın olunca daha bir içim parçalanıyor sanırım... Benzer şekilde, Aynur bir konserinde yuhalandığında da çok kötü hissetmiştim. Neyse, velhasıl kelam; bazen keşke yapılabilecek birşey olsaydı, birileri son günlerinin sabahında yanlarına gidip sarılıp, "Üzülme bak herşey yoluna girecek. Biz seni seviyoruz. Haydi müziğini yapmaya devam et!" deseydi diyorum. Ama sonra düşünüyorum; belki de böyle olması gerekiyordu.... Mutsuzlardı çünkü yaşarken... Tüm güzellikler onları sarsa da; ne varsa şu 27 yaşında; güzel sözler yazıp bu boyuttan ayrılıp başka boyutlara gitmeyi tercih ediyorlar... Biz de kendimizi Amy'nin arkasından onu anlatan filmlerde yansımalar görürken; bir kadın olarak yükselişten inişe geçtiğine üzülürken buluyoruz ve herşeye inat hayat ve umut demeye devam ediyoruz. Şarkılar, filmler ve şu an yazdığımız gibi yazılar varolduğu sürece kadınların umutları da dışarıya yansımaya devam edecek!...

İlgili gördüğüm diğer yazılar:
http://isilcobanli.blogspot.com.tr/2015/09/biz-buyuduk-ve-kirlendi-dunya.html#more
http://isilcobanli.blogspot.com.tr/2015/09/jones-ve-guz.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder