28 Eylül 2011

Hadi yapraklar dökülsün...


"Aynı anda aynı sessiz geceye doğru - İçim sıkılıyor demişizdir.
Aynı sabaha uyanırken kimbilir - Aynı düşü görmüşüzdür.
Olamaz mı? Olabilir - Onca yıl, sen burada - Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş - Şu eylül akşamı dışında"
Her Eylül'de Bülent Ortaçgil'in bu şarkısı kulaklarımda çınlar durur.. Pek severim Eylül'ü.. Her sene içim bir umutla dolar. Sanki mevsim dönümü gibi; benim içimde de birşeyler dönmektedir... Yaz bitmiş, okullar açılmış, yapraklar sararıp dökülmeye başlamıştır. Doğa kabuk atmaktadır. Biz de, doğada olduğu gibi; yazın sıcak ve rehavet dolu tembelliğini üstümüzden atarak şöyle bir silkelenmeye başlarız. Yaz üç aycık sürse de; sanki uzun bir dönemden çıkılmış gibidir ve önümüzdeki maçlara bakma ihtiyacı duyarız.
Bu sene ne yapacağımı, neleri bitirmem gerektiğini planlarım. Benim için Eylül'ün, yılbaşından daha önemli olduğunu söylesem, abartmamış olurum. Çünkü üretim sonbaharda başlar; Ocak ayı sanki yılın ortası gibidir benim için..

Hani ilkokuldayken, mevsimler şablonlarımız vardı. O dört mevsimin panoda asılış sırası asla gözümün önünden gitmiyor. Eylül ile başlıyordu! Yani okulların açılışını feyz almıştı müfredat. Eylül ile başlayan üç mevsimi, yılın ortasına denk gelen kış ayları takip ediyordu, en yoğun ve karanlık aylar... Ardından birden çiçeklerin açtığı, karların eridiği resimler başlıyor; hoşgeldin Bahar! Ve en son olarak da tembelliğin, ataletin başladığı yaz ayları... Ben çoğunluğun aksine Yazı hiç sevmem.. Çünkü parasını olanın tatile gidebildiği bir mevsimdir benim için sadece! Maddi durumunu ayarlayamanlar için sadece evde boş boş ter dökülen bir sezondur benim için... Okul açılsa da; temiz pak üstümü başımı giysem, arkadaşlarımı görsem, defterlerimi cillop gibi kaplasam, hava 6'ya doğru karardığından; yapacak işlerimi hemen bitirmem gerektiği güdüsüne kapılsam der dururdum.. İnanır mısın halen öyleyim!

Şimdi 5 yaşındaki kızım anaokuluna başladı. İlk kez bu sene sabah 9'da okulda olması gerekiyor. Tabi önceki senelerde daha geç gitmenin verdiği rahatlıkla sabahları zor kalkıyoruz. Ama yine de erken kalkıp ona kahvaltı sofrasını kurmak, ne giyeceğini akşamdan yatağının kenarına hazırlamak, çantasındaki okul yazılarını imzalamak çok hoşuma gidiyor. Sanki kendi geçmişimde yaşadıklarım yeniden canlanıyor. Onunla birlikte tekrar özlediğim o yıllara geri dönmüş oluyorum. Çok teşekkür ederim yavrum sana, bana bunları senin o güzel enerjinde tekrar yaşattığın için!...
Yağmur okula gittikten sonra içimde bir boşluk oluşuyor; tek başıma kalıyorum ve hemen birşeylerle uğraşmam gerek diyorum. Oturuyorum işlerimin başına, ev işi gibi ya da almayı arzuladığım yeni çeviri kitap projeleri gibi ya da doktora tezimle ilgili okumalarım gibi. Bu ayı iyi değerlendirmem gerek. Belli mi olur belki bu Eylül bana daha başka sorumluluklar getirir...