17 Ocak 2011

Güvercin tedirginliğinde...

Güzel yürekli insan aramızdan ayrılalı; pardon, onu aramızdan birileri alalı tam dört yıl oldu... 19 Ocak yaklaşırken böğrüme hep bir yumru saplanır, bugünlerde öyle bir tedirginlik var üzerimde. O gün 15.00 sularında telefonum çaldığında iki aylık kızımla evde sessiz sedasız oturuyorduk. Olanlardan habersizdik... Eşim Alkım aradığında, "herhalde eve birşey lazım mı diye" arıyor sanmıştım. Oysa sesi titriyordu...


"Ne oldu?!" dedim ve "Hrant Dink vuruldu" dedi telaşlı sesiyle Alkım... "Peki öldü mü?" dediğimi hatırlıyorum, yani vurulsa bile ölmemiş olabilirdi... Saliseler içinde umut üretmişti beynim.. "Maalesef" dedi... Neye uğradığımı şaşırdım... Alkım belli ki çok üzülmüştü ama sesinde hafiften bir öfke de vardı, bunu o bir dakika içinde hissetmiştim. "Peki ne yapacaksın?" dediğimde, "Toplanıyoruz yavaş yavaş Agos'un önünde" dedi. Belki Hrant Dink de o akşam eşini arayıp "Birazdan geliyorum" diyebilirdi!...

Ölümün soğuk gerçekliği

Ölüm soğuk bir gerçekliktir benim için çocukluğumdan beri... Biri bir gün var, ertesi gün yoktur. Belki bedenini görmeye gerek yoktur inanmak için bu gerçekliğe. Telefonda "Vuruldu" kelimesini işittiğim anda, tam anlamıyla kanım çekilmişti, o gerçeklik olanca çıplaklığıyla o kelimenin içinde gizliydi... İlk öğrendiğim anda bunları hissettikten sonra, maddi dünyaya dönerek ne yapacağımı düşündüm... Minicik kızıma baktım ve gayri ihtiyarı -sanki kendisi onu tanıyormuş gibi-, "Hrant Dink öldürülmüş" dediğimi hatırlıyorum... Hem evdeki tek varlık o olduğu için paylaşmak istemiştim. Hem de minicik bebeğimin masumluğunun, Hrant Dink'in yüreğinde de olduğunu düşündüğüm için sanki iki yürek bir atabilirmiş gibi geldi o an için bana. Kızımı bu dünyaya umut olsun diye dünyaya getirmişken; diğer umutların aramızdan ayrılıyor olması çok acıydı. Üstelik kendiliğinden bir ölüm değildi bu! Nasıl vururlar diye düşünüp düşünüp işin içinden çıkamadım. Halen de inanamıyorum. Neden? Bu mu yani sizin öfkeniz! Ne oldu şimdi, neyi değiştirdiniz onun güzel kalbini susturduğunuzda....

Evimizde o zamanlar televizyon olmadığı için haberleri açma gibi bir şansım yoktu, artık internete düşen bir iki satır haberi okuyabildim. Ama fazla da birşey okumaya o an için gerek yoktu. Hrant Dink artık yoktu... Ben de birkaç telefon görüşmesi yapıp acımı paylaştım... Ama hüzünlü bir sinerjinin yayılmakta olduğunun da farkındaydım. Sanki o gün hava her zamankinden daha erken kararmıştı... Zaman durmuş gibiydi...

O akşam Agos Gazetesi'nin önünde kendiğilinden grup grup insanlar toplanmış, karanfiller bırakılmış, şiirler yazılmış, Sarı Gelin başta olmak üzere birçok türkü yakılmış ve sloganlar atılmıştı... Kendiliğinden bir duygu seli oluşmuştu adeta. Ama asıl tepkisini herkes ertesi gün verecekmiş meğersem... O akşam hiçbir gözyaşı Hrant Dink'i geri getirmedi ama onu çoğalttı diyebilirim....

Yüzbinler tek yürek oldu

Ertesi gün olduğunda minik kızımı, halama bırakıp cenaze yürüyüşüne katılmaya karar verdim. Erkenden yollara düştüm, ama işin ilginç yanı kimseye "Ben gidiyorum" diye haber vermedim. Zaten bu konuşulacak ve program yapılacak birşey değildi, ya oradasındır ya değilsindir.. Gerçekten de öyle oldu, inanılmaz bir kalabalık adeta insan seli olmuşçasına bir görüntü vermişti. Tanıdığım çoğu arkadaşım zaten kendiğilinden gelmişti ve orada kendimizi omuz omuza bulmuştuk... Aynı siyasi görüşten olmayan, evi uzaklarda olan olmayan, Hrant Dink'i yazılarından tanıyan hiç tahmin etmediğimiz binlerce kişi, farklı kimliklerini bir kenara bırakıp, orada sadece tek bir kimlik altında buluşmuştu: İnsan olma kimliği... Herkes kardeşi gibi bağrına basmıştı Dink'i. Ölüme inat, cinayete inat... Yüzbinlerce kişinin bir başı Agos Gazetesi'nde Osmanbey'deyken, sonu Unkapanı'ndaydı... Kimse bir çağrıda bulunmadan, siyasi bir bayrak açmadan, sessizce adeta büyük bir yüreği omuzlarında taşıyormuşçasına bir ağırlıkla yürüdü. Ancak bu kadar büyük bir yürek böyle ağırlanabilirdi...

Eşi Rakel Dink'in cenazeden önceki konuşmasındaki ifadesiyle, "bir bebekten katil yaratan bu zihniyetin altındakileri bulmadıkça" öldüren kişiyi yakalamanın belki de bir anlamı yoktu. Gerçi katil olduğu tespit edilen o kişiyi bile, 18 yaş altı göstererek yasadışı bir şekilde çocuk mahkemesinde yargılamanın yolunu açtı hükümet. Yıllardır süren ve Hrant'ın Arkadaşlarının takip ettiği bu mahkemelerde yargılanmadan serbest bırakılmasının önü açıldı adeta... Bu nasıl bir zihniyettir, cinayeti gören yargı organlarının, hükümetin hiç mi kalbi yoktur?! Bunları büyüdüğü zaman kızıma nasıl anlatacağım? ...

Doğruluğuyla, temizliğiyle, naifliğiyle, bilgeliğiyle aklımıza; temiz yürekliliğiyle kalbimize adı kazınan Hrant Dink dört yıldır aramızda yok... Ama yüreği, tıpkı o köprünün üstünden geçen insanların taşıdığı gibi, daha da büyüyerek tüm dünyada sırtlanmaya devam ediyor. Arkasında bıraktığı yazılarıyla, kitaplarıyla, her iki tarafa da yar olmamış barış projeleriyle gelecek nesillerin omuzlarında da yükseleceğini biliyorum. Kızım büyüdüğünde ona bu cinayetin katillerinin suçlarını çekmediğini söylerken yüzüm kızaracak, ama o da bana "güvercinler kentin içinde de yaşamlarına devam edebilirler, belki biraz ürkek ama en azından özgürce" diye cevap verecek belki...

Hrant Dink'in son yazısı için: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/397544.asp

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder