27 Ekim 2010

Mağara Adamı (veya Kadını)

Açıkçası, bu sezonda adını ilk kez duydum Caveman’in. Böyle bir tek kişilik oyunun daha önce başka ülkelerde, başka şehirlerde sahneye konulduğundan da haberim yoktu. Bu sene Şevket Çoruh’un bu tek kişilik komediyi oynayacağını öğrendik; eşim ve dostlarla gittik izlemeye. Beşiktaş’taki BKM sahnesindeki oyuna oldukça yoğun bir ilgi vardı, hem biletlerin bittiğini duymuş hem de o akşam gişenin önünde bilet bulmaya çalışan kalabalığı görmüştüm. 
Sezonun ilk oyunu olması itibariyle hem izleyiciler hem de Şevket Çoruh heyecanlıydı bence. İzleyiciler, oyuna gelirken büyük ihtimalle içlerinden “Mağara Adamı da ne ola ki?” diye geçirmişlerdir. Zaten oyundan önce fuayede herkes fısır fısır kendi arasında yorumlar yapmaya çalışıyordu. Şevket Çoruh da son beş yıldır sahneye çıkmamanın verdiği bir heyecan yaşıyordu mutlaka.
            Yerlerimize yerleştik (balkondan da çok güzel görünüyordu her şey) ve tam zamanında yani tam saat 21’de perde açıldı veee Şevket Çoruh bağıra bağıra sahneye koşarak giriş yaptı:) “Kahrolsun erkekler!” diye bağıran fondaki kadın seslerine o da eşlik ediyordu. Bu girişle birlikte ben Mağara Adamının hangi dönemdeki erkeği canlandıracağını düşündüm. Sonra ben daha sorumu düşünürken, kendisinden cevap geldi. Evli olduğunu ve eşi Banu’nun onu neden kapının önüne koyduğunu anlatacağını belirtti. Daha gerisini çok ayrıntılı anlatmak istemiyorum, heyecanınız kaçmasın diye. Ama kısaca değinmek gerekirse, Kamil karakteri bize, günümüzdeki erkeklerin hareketlerinin temelinde yatan birçok olgunun, mağara dönemindeki erkeklerin davranış ve yaşam biçimlerinden kaynaklandığını söylüyor.

            Bence oyunun senaryosunun çıkış noktası çok güzel ve Türkiye’deki oyun yelpazesinde pek de benzeri olmayan bir tür olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik cesaret de isteyen bir girişim, çünkü gerçek hayatlardaki örnekleri seyirciyle paylaşmak kolay bir iş değil, çünkü ne tepki alacağınız belli olmayabilir. Oyunun ilk çeyreğinde Çoruh’un heyecanlı olduğu, sesinin inip çıktığı ve seyircinin nabzı tutarak alışmaya çalıştığı belli oluyordu. Bence bu oldukça doğal ve hatta olması gereken bir nabız ölçme işi… Bundan sonraki oyunlarda Çoruh’un izleyiciden ve eleştirilerden aldığı doza göre oyunun akışını ayarlayacağı aşikar.

            Gelelim oyunun içeriğindeki fikriyata. Şimdiiii Mağara Adamı olma durumunu, toplumun farklı sınıflarından her iki cinsiyetin de değişik algılayacağını düşünüyorum. Zaten bir sanat eserinin herkese aynı hissi vermesi çok anlamsız ve verimsiz olurdu. Ama yine de oyunu kurgularken; “Evet, biz Mağara Adamı’yız ve böyle kalacağız” diye bitirirsek, biraz sorunlu olur gibime geliyor. Kamil’in eşiyle ve çevresiyle yaşadığı örnekler inanılmaz derecede gerçek! Hepsini burada yazmak istemiyorum ama, erkeklerin duygularını pek ifade etmemesi, çevresiyle sözlü iletişime az geçmesi, daha bireysel olması gibi durumlara karşılık, kadınlar birbirleriyle her türlü duygu iniş çıkışını derinlemesine paylaşmakta, tepkilerini hem kendi cinsiyetlerine hem de erkeklere daha dolu dizgin vermekte, olayları daha ayrıntılı irdelemekte… Eşimle ben iki dakikada bir birbirimizi dürtmek zorunda kaldık, çünkü aynı bizim diyaloglarımız sahnede yankılanıyordu: ) ! Ama bunu “İşte neler çektiğimizi görün” diye bir yerden erkekliği yücelterek ve erkeklerin kendi aralarında çok güldüğü lafları taşıyarak değil; kadınların bakış açısını da dahil ederek taşımak daha keyifli olabilir belki…

Dolayısıyla bence Mağara Adamı, oturup kendi yaptıklarını düşünüp, neden kadınlarla anlaşamadığını sorgularken, sonuçta “Eşim aradı, yine bana ihtiyaç duymuş, gideyim bari” demekten ötesini yapmalı diye düşünüyorum. Oyunun tüm Türkiye topraklarında izleyiciyle buluşması harika olur. Neden derseniz; başta da dediğim gibi herkesin kendince anlamlar çıkaracağı, kendi yaşadıklarını anımsayıp güleceği, kadın olmayı, erkek olmayı ilk baştan bugüne önünde film şeridi gibi canlandıracağı iki saat yaşamak herkese iyi gelecektir çünkü. Hatta Türkiye genelinde maalesef psikolojik ve toplumsal baskı unsurları nedeniyle “ayıp”, “yasak” sayılan ve aslında oldukça doğal olan ve çoğalmamızı sağlayan cinsellik unsurlarına değinilen sahnelerin yumuşak dozu, tüm Türkiye’ye bir ayna görevi görecektir diye umuyorum.

Bu kadar doğal ve taklit olmayan, bizi yansıtan bir oyunu seçen tüm ekibi tekrar tebrik ediyor; oyunun ilerleyen süreçlerde, sadece Mağara Adamı’nın adamlığını yansıtmakla kalmayıp, mağara kadınıyla birlikte anlaşılma çabasını yansıtacağını umuyorum.

Işıl Çobanlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder