21 Eylül 2020

Eylül bittiğinde uyandıran satırlar olsun

Green Day'in şarkısı "Wake me up when September ends"de geçen haliyle; evet Eylül geçip gidiyor sıcaklar sürerken, bittiği zaman görüşelim! Şu son iki gündür ne de güzel serinledi; hep böyle kal Eylül; serin, rüzgarlı, üretime açık, kendiliğinden.. Ünsal Hoca'mızın en güzel sözlerinden biriydi: "Makale mi olur, artık saksıda çiçek mi olur, ne olursa olsun birşey üretin"!

Bu güz sezonu evlerde geçecek gibi görünüyor. Geçen bahar dönemi bir sürpriz olarak hepimiz evlerden çalışmak nedir; uzaktan eğitim nedir deneyimlemiş olduk. Başta çocuklara ve yetişkinlere eğlenceli ve değişik gelen bu süreç, kapitalizmden uzak yenilikler getirmişti. Evde yemek yapmalar, yürüyüşler, biten onlarca kitap ve netflix çılgınlığı.. Şimdi, aşırı beklenen ve planlı bir karantinaya hazır mıyız ve yine öyle eğlenceli gelecek mi? Bu kez daha hazırlıklıyız, en azından ben evin bir köşesini kendi okuma kitaplığımla ders anlatabilmeye olanaklı hazırladım; taşınma sonrası internetimiz, odalarımız, yiyecek stoğumuz hazır:) Peki ya psikolojimiz?... 

Sanırım kışın gelmesini bekliyorum.. Yaz sıcağında evde durup gündüz aydınlığında kitap okumak, dizi izlemek çok mümkün olmuyor.. Ama olacak.. Yine öğlen balkonda kitap okunur, bilgisayarda çalışılır, akşamüstü saatlerce üst üste dizi izlenir hale gelinecek.. Gelinecek değil mi? Belki de uzaktan eğitim aşırı planlı olduğundan bu kez; o kadar boş zamanımız kalmayacak:( İçedönükler için birebir oysa o zamanlar, aşırı kalabalıklardan sonra kabuğunda dinlenmek, değerlendirmek, düşünmek ve hayal kurmak olmazsa olmaz. Serbest zaman, Marx'ın dediği gibi kapitalizmin karşıtı çünkü, bırakın yaşansın! Bırakın yabancılaşma olmasın...

Serseri Mayınlar filmi ne kadar güzeldi ya Ferzan Özpetek'in; "Yaşadıklarımı ve yaşamak istediklerimi yazıyorum, çünkü ancak o zaman gerçek oluyorlar" diye bir sahnesi vardı... Hayat biraz da yaşanmayanlar değil mi? Hep gerçek, hep somut olmuyor. O nedenle iyi ki filmler ve kitaplar var demiyor muyuz? Nerede ve nasıl yaşıyorsak yaşayalım. Yeniliklere hemen açık olamıyorum evet. Twitter gibi Podcast dinlemeyi de geç keşfettim, daha doğrusu pandemide ailecek keşfettik. Orada dinlediğim programlardan birinde diyordu; aynı filmi onlarca kez izleyen insanlar var, nasıl oluyor diye.. Ben işte.. Tekrar çıksın yine izlerim, o nedenle geleneksel kitle iletişim araçlarına halen bağlıyım, seçmeme izin vermeden önüme eski/yeni içerik sunulmasını seviyorum. Twitter, Podcast ve Netflix'i yeni yeni kullanmaya başlamış olmamın nedeni biraz da bu sanırım. Hem biraz bağımlı karakterim hem de duygusal, bekliyorum gelsinler diye, geliyorlar:) Yoksa kitap okumanın, film izlemenin gerçekdışı platformunu nasıl hissederdim...

Bazen de seneler sonra izlediğin bir filmi o yaşınla, o konumunla izlediğinde başka gözle bakıp farklı anlamlar çıkarabiliyorsun.. Hatta geçen akşam çocuklarla Herbie: Tam Gaz filmini izledik seneler sonra; vosvosu artık kullanmadığım; kadınların trafikteki ve hayattaki konumunu tekrar yaşadığım bir akşam oldu çocukların gözünden, asla seneler önce izlediğin gibi olmuyor ruh halin. Yağmur büyüyor; bir genç kızın özgürlüğünün gözünden bakabiliyorum, kendimi hatırlayıp. Deniz büyüyor; bağımsız ve özgür bir karakter olurken sana bakışını görebiliyorsun, bunlar güzel şeyler.. Bırakalım dalıp gidelim, zaten yine ev zamanları buna müsaade edecek gibi duruyor; hem çalışalım hem duvarların arasında da olsa kaçalım filmlere, kitaplara; olmaz mı.. Yalnız şunu da kabul etmek gerek; ilkler hep daha güzel oluyor, Özpetek filmlerinden de yeri gelmişken; Cahil Periler, Karşı Pencere, Kutsal Yürek vs. ne kadar da özeldi kendi zamanında. Demek ki zaman ve mekan algısını da halen yıkamadık.. En iyisi en yakın zamanda harika bir makarna yapıp Ferzan Özpetek filmleri gecesi yapmak, çok iyi gelecektir.. Eylül bittiğinde uyandırın beni....



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder