17 Aralık 2013

Simültane Hayatlar


2003 yapımı Lost in Translation fimini izleme olanağını yeni buldum. Yıllardır izlemek istediğim bir filmdi. Filmin çıktığı dönemde ben çeviri yapıyordum. O yüzden çok cazip gelmişti. Sonradan fark ettim ki çeviri ile doğrudan bir ilgisi yokmuş, dolaylıymış. Soffia Coppola'nın yönettiği ve Bill Murray ve Scarlett Johanson gibi tatlı isimlerin rol aldığı bir filmin kötü olmasını zaten bekleyemezdim..

Türkiye'deki dağıtımcıların filmin adını "Bir Konuşabilse" olarak çevirmesinin verdiği rahatsızlık, filmi daha da merakla izleme arzusu taşımamama neden olmuştu. Ben olsam nasıl çevirirdim diye epey düşünmüştüm o zamanlar. Şimdi tekrar düşünüyorum da; "Çeviride Kaybolan" veya "Simültane Hayatlar" nasıl? "Çeviride Kaybolmak" olsa başında "Being" kelimesinin olması gerekirdi sanırım. Neyse:) Simültane Hayatlar güzel bence:)

Gerçekçi ve sakin filmlere bayılıyorum. New York'un o müzikli, renkli, koşturmalı, büyük binalı, sanatlı, kalabalık dokusunu Tokyo'da görerek başlıyoruz filme. Johanson'un güzel vücudunu pembe donuyla bolca görmemizi en baştan belirttiriyor film bize, onu unuttum.. Sanki 1980'lerin sonundan bir Bill Murray duruşu görüyoruz sonra perdede. Sonra gençlerin (!) sahnelere dahil olmasıyla, film hareketleniyor.

Ama asıl mesele Bob Harris'in, bir Amerikalı olarak Japonya'da nasıl karşılandığı, kendi kültürüne göre kendini çok yabancı hissettiği, eşiyle yıllardır sıradan şeyler yaşıyor oluşu ve tabi ki filme konu olan, çeviriler sırasında yaşanan komiklikler... Öte yandan genç ve güzel kızımız Charlotte da, fotoğrafçı eşinin peşinden Tokyo'yo gelmiş ama eğitimi ve olgun yapısı sayesinde kendini keşfetmeye yüzünü dönmüş bir karakter. Bob ile yollarının kesişmesi zor olmuyor ve ikisi arasında da farklı bir iletişim başlıyor. İki kayıp ruh birbirlerinde kendini görüyor ve bu yansımalar Tokyo sayesinde onları yakınlaştırıyor.

Aralarındaki iletişimin naifliği, cinsel bir kadın erkek ilişkisinden uzak olgun ve birbirlerine saygılı kibar davranışları benim çok hoşuma gitti. Hatta bir süre, belki de aşık değiller diye düşündüm ama yok, bakışlar o hissi verdi bana kısa süre sonra. Müziklerin de çılgın Japon gecelerinde güzel seçildiğini, sonlara doğru romantik ve sözsüz seçimlerin de güzel olduğunu söylemeliyim.

Çılgın Japon gecelerindeki ve Charlotte'un Japonya'nın tapınak ve ikebana köşelerine, Kyoto'ya yaptığı gezilerdeki Japon kültürünü ben beğendim. Hem çok olgun ama hem de yeni kuşakla birlikte arayışı andıran bir karma kuşak yapısı var sanki Japonya'da. Fazla bilgim yok ama genel izlenimim, çok acılar çekmiş bir toplumun saygıyla karşısındakileri anlama ve empati kurma sanatını yaşıyorlarmış gibi geliyor bana. Bob'un evlilik ve çocuklar konusunda Charlotte ile yaptığı diyaloglar da gerçekçi ve karşılıklı bir sohbetin, aşk ve dostlukla dolu diyalogu gibiydi.

Charlotte ve Bob da, hem kendi viskilerini hem onların yerel alkollü içkilerini içiyor. Hem Japon kült intiharlı filmlerini izliyor, hem Tatlı Hayat Amerikan filmlerini izliyor. Onlar da kendileriyle ve birbirleriyle sanki bu kuşak ve kültür farkını deneyimliyor gibiler. Filmin sonunda bir Amerikan mutlu sonu olur mu diye ümitlendim ama yok dedim. Aniden arabadan inen Bob'un Charlotte'a ne söylediğini merak etsem de, aralarındaki sıcak gülümseme ve teslimiyet göz yaşları beni huzurla mutlu etmeye yetti de arttı bile.

Sofia Coppola'yı Francis Ford Coppola'nın kızı olması dışında pek tanımıyorum açıkçası. Ama bu filmi, kendisini takdir etmeme neden oldu, iyi ki babasının yolundan gitmiş. Ama tabi ki bir kadın duygusallığıyla ve genç olmasının farkıyla... Japon kültürünü oryantalist bir gözle algılamadığını umarak ve Johanson'un güzel bacaklarını bize bolca göstermesinin altında bir cinsel arzu nesnesi yatmadığını umarak kendisini alkışlıyorum. Bir de Bill Murray'yi daha çok filmde görmek isterdim, iyice yaşlanmadan halen komik ve yetenekli olan yapısından yararlanmak gerek..

Simültane bu iki yaşamın, başka bir ülkede yollarının kesişmesi, beni de sevdiğimle uzak diyarlara gitme hissini arzulamaya itti.. Nice simültane, yani fazla planlamadan anında gelişen keşiflere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder