12 Aralık 2012

12 12 12, Mayalar ve biz...



Hayat bu şekilde devam ediyor
Blogumu ihmal ettiğimi fark ettim ve önüme açtığım bu beyaz sayfaya ne yazayım diye düşünürken; bugüne özel birşey yazmaya karar verdim. 12 12 12 yani 12 Aralık 2012 tarihindeki sayıların yanyana dizilişinin bir daha bin yıl boyunca tekrarlanmayacağını biliyoruz. Yazının saatini 12.12'ye ayarlayayım bari... NASA açıklama yapmış, dünyayı bu kehanetler değil; insanlık bitirecek diye, çok doğru! Hem bir hatıra olsun, hem de bir salyangoz döngüsü gibi hayatın yarın yine devam edeceğinin notunu tarihe düşmüş olalım..

Maya uygarlığına dair daha çok şey bilmek isterdim. Güney Amerika'da tarihsel bir geçmişe sahip olduklarını, din, dil, bilim ve gelenek yönünden bazı özelliklerini biliyoruz. Aslında halen öğrenmek için geç değil, ama insan yumurta kapıya dayanınca bilgiye muhtaç kalıyor. Bu 12 12 12 mevzuu gündeme gelince internette tekrar dolaştım. Maya halkları, binlerce lehçeye sahip, Güney Amerika'da çeşitli ülkelere dağılmış, bilimsel ve sanatsal yönlerden acayip gelişmiş, dini inanışları, gelenekleri, ayinleri, günlük yaşamdaki farklı tutumları ve kehanetleri ile ün salmış birçok halktan oluşan bir uygarlık.

Ve ilginçtir ki, sömürgelerine girdikleri uluslarca yıkıma uğramış olsalar da; tamamen yok oldukları falan yok. Bugün halen Güney Amerika'da dillerini konuşan, geleneklerini yaşatan topluluklar mevcut. Rengarenkler ve adeta dünyanın hızını takmayan kendilerine özgü yaşam tarzlarıyla beni etkiliyorlar. Belki bir gün gidip görmek mümkün olur. Gitmişken, zapatistaları da görürüm fena mı olur? Bazen öyle direnen toplumlar okuyoruz ki kitaplardan; sanki bu dünyada yaşamıyorlarmış gibi...

Bazen kendi küçük dünyamıza o kadar gömülüyoruz ki; dünyanın geri kalanında binlerce lehçenin, milyonlarca kelimenin, milyarlarca insanın şu dakikada neler ürettiğini unutuyoruz. Kapitalist sistem bize kendi minik hayatımızda, işe gidip gelmemizi söylüyor. Aile kavramının da kapitalist ve modern ataerkil sistemin bir parçası olduğunu biliyoruz. Sahiplenmek üzerine kurulu olan herşey; bunun içinde malımız gibi gördüğümüz insanlar, çocuklar, işler güçler, arabalar, evler gibi metalar denilen herşey gün içinde tüketilebiliyor. Bu tüketimin dışında kalmak için direnmek çok zor. Hatta bazen kendi çevreniz bile sizi yadırgayabiliyor yapmak istedikleriniz yüzünden. Ama bence kendi öz saadetimiz daha önemli. Her gün onu da yaparım bunu da yaparım diye hırslanacağımıza, birşeylerin peşinden koşacağımıza, kendimizi dinlemek daha güzel olmaz mı?

Bazen durmak, beklemek, arkamıza bakıp gittiğimiz bir arpa boyu yola bakmak gerekebiliyor. Gereksin daha doğrusu.. Hem bir yılsonu değerlendirmesi kendi öznel yaşamımız adına; hem de bir dünyaya bakmak ve bir yıl içinde dünyada nelerin eksilip nelerin yenilendiğini görebilmek adına...

Keşke biz de bir günlüğüne de olsa hızımızı yavaşlatsak ve Mayalar gibi olabilsek, bir salyangoz gibi sarkaçlansak; bir bilge baykuş gibi zamanı durdurup bakınsak... Hatta kelimelere bile ihtiyaç duymasak... Teknolojiden uzak, gürültüden uzak; sadece bakmak ve kendi iç seslerimizi çıkarmak adına ilkel bir gün geçirsek şu yaşlı dünyamızda... Ona da kendimize de daha fazla zarar vermeden..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder