26 Mayıs 2015

Günebakanlar, vosvos ve aşk


Bazen insanın kalbinin sesini dinlemesi güzel sonuçlanıyor. Bazen mi? Her zaman!:) Romantik bir film izlemeyi özledim diye düşünürken "Love, Rosie" filmi karşıma çıktı. Ama konusunu bilmiyordum sadece tatlı bir filme benziyor diye başladım izlemeye. Nereden bilebilirdim ki içinde günebakanların, vosvosların, aşkın ve genç bir annenin yer aldığını.. Dolayısıyla gel de Işıl bu filmde ağlamasın...
Christian Ditter'ın yönettiği film 2014 yapımı. İngiltere'de geçiyor kısmen ABD'ye de sıçrıyor.. İngiliz aksanı, sokakları, Beatles ezgileri bir filmi güzelleştirmek için etkili birkaç başlık sadece. İlk resme aldanıp filmin güllük gülistanlık gittiğini sanmayın, Rosie ve Alex yıllarca kavuşamayan çiftlerden. Ama hayat biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdir sözünün ifade ettiği gibi; yaşadıkları onlara birşeyler öğretiyor, bebek sahibi olmalar, evlilikler, iş ve eğitim hayalleri kendilerini bulmalarına neden oluyor. Hayat her zaman net bir ansiklopedik birikim gibi gitseydi adı hayat olmazdı belki de. Elbet acılar, eksiklikler, fazlalıklar, korkular olacak, bunlar da yenileri oluşurken bize birşeyler katacak sadece. Böylelikle başlıyoruz kendi hayatımızı film gibi yaşamaya, kendi gözlerimizle kendi yarattığımız hayat kitabının sayfalarını çevirirken buluyoruz kendimizi.



Film, klasik bir aşk izlemek isteyen yanıma da hitap etti, genç anne olmanın verdiği şaşkınlığı ama hayatının nasıl seyredeceğini küçük kızının gözlerinde görmeye can atan genç kadının hislerini paylaşmama da hitap etti. Üstelik Rosie karakterini canlandıran başarılı oyuncu Lily Collins'in inanılmaz derecede sevdiğim Audrey Hepburn'e benzemesi, benim gibi vosvos kullanıyor oluşu da cabası! Ve o vosvos filmde de gerçek hayatta olduğu gibi, griliklere, sıradanlıklara, kapitalizme, erkek egemenliğine ve haksızlıklara karşı bir duruş simgesi olarak kullanılıyor. Rosie yanlış anlaşıldığında, bebeği ağladığında, sevdiği adam onu üzdüğünde, babasına sarıldığında o ağladı ben de ağladım.... Böyle filmleri seviyorum. Demek ki senaristin, yönetmenin ve oyuncunun da hayatında benzer anlar olmuş ki bu duygu bu kadar gerçek algısıyla oluşturulabiliyor. 

Zorlukların üstesinden gelmeye çalışan gururlu yanının, narin gözyaşlarıyla birleşmesi de sanırım kendimden bir özellik olarak çarptı yüzüme tokat gibi ve bu nedenle o kadar ağladım filmde belki de başkasına tavsiye etsem o kadar etkilenmeyebilir çünkü bu benim yansımam... Hayat içinde akıp gitmekte olan yansımalarımızla karşılaşabilmek cesaretiyle dolu nice güzel günebakanlı tesadüfler dilerim herkese.. 
"Love, Işıl"... :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder