9 Haziran 2014

Merhaba New York - NY


New York’ta ilk gün…


Birleşmiş devletlerin en sofistike ve kozmopolit şehri yeni Yorktan size ilk günü anılarımız.
Manhattan Adası'nın kuzeyinde yer alan East Harlem de Pleasent Av.’ da stüdyo dairemiz.
Bu cadde 80li yıllarda İtalyan mafyasının konuşlandığı yer olarak biliniyor birçok filme de konu olmuş, hemen karşımızda Manhattan matematik ve fen koleji yanımızda da en ünlü pizza restoranlarından biri var. Bu bölge şu sıralar Hispanik göçmenlere ev sahipliği yapıyor.

Eve yerleşip, biraz dinlendikten sonra hemen dışarı attık kendimizi yerel saatle 15:30,  İstanbul saatiyle 22:30da:) Tüm Manhattan'ı diklemesine kesen 1., 2., 3. Caddeleri, Lexington ve Madison caddelerini geçerek 90. Sokak civarından meşhur 5. Caddeye ulaştık ve ilk hot dog’larımıza nail olduk:) Central Park’a girip bir çocuk parkı manzarasında yedikten sonra çocuklarımızı özleyip yolumuza devam ettik.

Filmlerdeki meşhur koşu ve yürüyüş parkurlarını, gölü ve daha birçok yeri keyifle yürüdük. Jetlag olmadık ama güzel akşamüstü uyku keyifleri de yaptık parkın çimlerinde:) Jetlag olmamak için yolda uyuyup şehirdeki saate direnmek işin püf noktası. Florida’dan gelen bir misyoner koroyu da dinledik, metroda İmagine çalan kadını da... Gökdelenlerin arasında saklı kalmış central park devasa ve tarihi ağaçları, insanlarıyla öyle huzur verdi ki anlatamayız. Sincap gördük! Faytonların arasında 5. Caddenin mabet olan kısmına Apple mağazası önüne geldiğimizde akşam şahane olmuş ve güzel de bir yağmur yağmıştı. Her yerde karanfil kokusu keyifle caddeye girdik. İnanılmaz oyuncak mağazaları bizi büyüledi, hep bir filmin içindeymişçesine kafamızı kaldırıp sürekli etrafa bakıp şaşırdık:)




İtalyan pizzası ile akşam yemeğimizi yedikten sonra saati 10 yapmadan klasik bir NY taksisine binerek yuvamıza döndük. Bize iyi geceler, size günaydın...
Öğlen saatlerinde görüşürüz.


2. Gün:

Central Park’ta güne başlayıp, koşanlar ve yürüyen sportif insanlarla şehre günaydın dedikten sonra bu sefer batıdan ilerliyoruz. Moleskine Mağazası'nda dünya günlüklerinden etkilenip, starbucks keyfi yaparken yazılar, kitaplar, notlar aldık :)

Meşhur meydana varmadan ayaklarımızın sızlamasına dayanamayıp Sketchers almaya dayanamadık ayacıklarımıza. Sonra rüyalar şehrinin rüya meydanı Times! Tam turistik bir güzergah, çok kalabalık ama biz suşi restoranına girerek tadını çıkarıyoruz:)

Chelsea'ye cazın başkentine giderken geçtiğimiz sokaklarda bizi sürprizler bekliyor,
Basket maçı, Emiper States Building  uzaktan elimizin ucunda, limanda öpüşen çift resimleri duvarları süslemiş, eski liman görüntüsü… Birden iklim değişiyor ve yağmura dönüyor...
Az sonra Chelsea Flea market:) Hem bizi yağmurdan koruyor, hem de tarz ve keyif sahibi yapıyor! Bir tür açık Pazar.. İkinci el giyecek de var, tadımlık şarap dükkanları ve kırtasiyeler de var…

Şarap üstüne güneşin altında, Hudson nehri kenarında akşamüstü uykusu çekip,
Soho’yu geçip önce Washington Square garden, sonra Union square garden’a ulaşıp müzik dinliyor ve Cumartesi akşamının yorgunluğunu klasik bir Amerikan pub’unda Hemingway edasında atıyoruz ve bitiyoruz:)

Saat 10'da eve döndüğümüzde kilometrelerce yol,
Tam 14 saat gezinti ve yorgunluk  geride kalmış oluyor


New York-3


New Yorktaki üçüncü günümüze yine 8 buçukta Central Park'tan başladık. Bugün daha profesyoneldik yol haritası da ve dünkü kadar yormayalım kendimizi dedik.

Pazar günü banyo ve temiz kıyafetler giyip dışarı Central parka doğru yola çıkmıştık ki,
İlahi güç bizi Madison ave. üzerindeki Allah'ın evine davet etti. Bapdist kilisesine…İnanılmaz bir tecrübe. 19. Yüzyıl zenci kasabalarından birinde başındaki gibi büyük şapkalı temiz beyaz giyimi kadınlar ve takım elbiseli köleliğin mazlumluğuna karşı dik duran yüzyılın adamlar ve mükemmel bir rahip işe korosunun arasında bulduk kendimizi. Maalesef medeniyet inançlarda da gösteriyor kendini.


İlk durağımız parkın içindeki John Lennon köşesi oldu. Kendisinin orada evi varmış, içeri almıyorlar ama anısına İmagine yazılı bir mozaik yapmışlar, alanın adı da yine bir şarkıdan adını alan Strawberry Fields (Çilek Tarlaları).

Alkımın içine doğduğu gibi, İmagine şarkısını gitarla çalan tipler var sürekli:)

Sürekli enerji almamız gerek mantığıyla tam kahve içmeye karar vermiştik ki; bir krepçi gördük. Tam benlik ve Yağmurluk bir mekan. Sacın üstünde spatulayla krebi yayıyorlar ve rulo paket yapıyorlar, ister tatlı ister tuzlu malzeme ile. Ben İstanbula böyle bir yer açmaya karar verdim:)) Kahvemizi orda içtikten sonra Şehir Radyosu Salonundan geçtik, 20 bin koltuk kapasitesi varmış 1930lardan kalma!

Rockefeller, Empire States ve Chrisyler gibi çok yüksek gökdelenlere çıkmasak da önlerinden göğe doğru bir bakış attık. Ve Abd'nin, ya da en azından New York'un mimarisini tasarlayanların eskiye ne kadar sadık kaldıklarını görüp şaştık. Binaların içi hiç değişmemiş 90lardan beri, pirinç, bronz tabelalar, dışları cam ve gösterişten ziyade bir sade şıklık söz konusu.

Ardından byrant parkta tonlu sandviç ve salata molası verdik, yine dünden aldığımız dersle çimlerde uyumamaya direnip kalktık:) Parklarda içki ve sigara yasak!:) İnsanlar birbirine karşı çok kibar, çok ulus var çünkü..

Fotoğraf müzesine girdik ama gezmekten ziyade interneti kullanarak kızımızla görüntülü konuşmayı abarttık:)

New York şehir kütüphanesine sıra geldi parktan sonra. Alkım "İster misin ilk kitap burdaymış" diye espri yaptıktan sonra bir de baktık ki Gutenberg'in ilk matbaa basımı kitap olan İncili karşımıza çıktı! 180 kopyasından Abd'ye gelen ilk nüshasıymış. Sene 1420 sanırım.. Benim tez konumu ilgilendirdiğinden hemen foto çekindik;) Mağazası güzeldi ama insan bir kitap tarihiyle ilgili hediyelik eşya koyar diyip ukalalık yaptık:)

Büyük Terminale uğrayıp harika bir gar tasarımıyla karşılaştık. Adamlar eskiye o kadar sahip çıkıyor ki beğenmemek elde değil. Apple garın içine mağaza açarak tasarımdaki başarısını bir kez daha kanıtlamış:) 

Şimdilik moladayız Madison Square Parkta Filipinliler günü kutluyoruz;) Aaa bir de bugün İsrail kutlamaları vardı, ırkçılıklarına sinir olduk böylesine çok kültürlü bir şehirde hiç abartı görmemişken onlar bizi şaşırttı.

İki gecedir 9da uykumuz geliyor yorgunluktan eve gidiyoruz. Bakalım bu akşamki hedefimiz en azından bir bira içip müzik dinleyebilmek:) Yaşlanmışız yaa:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder