8 Kasım 2010

Sisli bir Cumartesi akşamından...


Pera Sineması'nda halen film gösteriliyormuş...

Bir cumartesi akşamı ne kadar trajikomik olabilir ki? Ayrıntılarda yaşayan bir kadın için, belki sık sık olur, ama inanın bu kadar drama, bir günde benim başıma gelmemişti daha önce..
Aşkımla buluşmadan önce sinemaya gideyim diye planlamıştım kendimi..Şu uzun zamandır merak ettiğim Çoğunluk filmine.... Beyoğlu Sineması'nda diye gittim, gişeden biletimi aldım ama Pera Sineması'ndaymış, o alt kattaki küçük salonda.. Hani kapanan Pentimento kitapçısının yanında, önünde film makinası olan.. İçimden dedim, bu film de bu salona yakışır zaten.. Azınlıkta kalmış bir salon:) Ne kadar ironik dedim!

Filmi ayrıntısıyla burada anlatıp, sizi bilgilendirmek istemiyorum. Ama kısaca, çoğunluğun karşısında kalan azınlık için neler dediğini, nasıl hayatlarından çıkardıklarını görüp hem sinirleniyor, hem hüzünleniyorsunuz. Biz de salondaki izleyici kitlesi ile oldukça sinerjik bir şekilde aynı anlarda tebessüm edip güldük, ya da aynı anlarda oof oof dedik! Yönetmeni, bu doğal ve doğru anlatımı için buradan tebrik etmek istiyorum.

Bunları düşüne düşüne sevgiliyle buluşmaya gittim. Güzel bir akşam yemeği yiyip konsere gidecektik: Blues Festivali'ne. Neyse gel zaman git zaman velhasıl kelam, sıkıntılı bir yemek saatinden sonra, benim sinirlerim epey gerildi.. Konsere gitmesek mi diye düşünmeye başladım.. Sonra gitmeye karar verdik. Nasıl bir sis var dışarıda anlatamam, araç zor bulunuyor! Benim sinirler davul gibi tabi...
Blues Festivali'ne gitmeye karar vermiştik...

Geldik konser kapısının önüne, Lütfi Kırdar'a... Elimde, o gün Beyoğlu'ndaki Hacı Muhittin Bekir'den aldığım şekerlerin bulunduğu torba vardı... Güvenlik makinasının içinden geçerken şeker torbalarına laf edip, içeri alamayacaklarını söylediler. Ben de biliyorum dedim güvenlik makinasının başındaki kadına. Alıp torbaları ilerledim, karşıma öteki güvenlik görevlisi adam çıktı. "Nereye bunlarla?" dedi. Ben de "Vestiyere bırakacağım dedim", adam "Hayır, burada güvenlik cihazının başına bırakacaksın" dedi. Ben de benimle kibar konuşmasını, niye senli benli konuştuğunu ve torbaları o masaya bırakmamın güvenli olmadığını söyledim. Adam ikna olmadı, nasıl kötü kötü bakıp bağırıyor yüzüme, herkes bize bakıyor... Sonra ben anladım o adamdan bir iş olmayacak, kadına döndüm, "Lütfen izin verin, torbamı vestiyere bırakayım, burada güvende olmaz" dedim, kadın tuhaf tuhaf yüzüme bakıp, torbada bu kadar önemli ne olduğunu sordu. Ben de "Bayram geliyor, şeker aldım......." diyip bir ağlamaya başladım! Nasıl ama gözlerimden sular fışkırdı, burnumu çeke çeke, "ama onlar bayram şekeriiiii, bir ton da para verdim......." diye nasıl kadının yüzüne karşı ağlıyorum.... Kadın demiştir içinde, "Manyağa bak, çattık". Neyse telefonu aldı eline, birilerine birşeyler sordu ve vestiyere bırakabileceğimi söyledi. O mendabur suratlı adama bakmadan uzaklaştım hemen oradan. Ha bu arada sevgilin nerede diyeceksiniz. O olayın bitmesine yakın, o adamın yanına gelip ne olduğunu, ne dediğini sormuş, adam da "Yok birşey abi" demiş. Ne sinir di mi!

Ben tabi aldım şekerlerimi, montumu gittim vestiyere. Oradan da tuvalete! Nasıl ağlıyorum, sinir bozukluğu bu olsa gerek... Sanki bir filmin içinde gibiydim, şu an ağla deseler ağlamam. Ama o an nasıl akıyor yaşlar.. Tuvaletteki kadınlar da mahsun gözlerle bana bakıyorlar, içlerinden tanımadığım birine dönüp sarılacaktım valla. Böyle anlarda hiç tanımadığınız biri sizi dinleyince iyi gelir ya bazen... Neyse yüzümü falan yıkadım, aşkımla girdik içeri. Biraz konuş, biraz sarıl, elektriği geri toplayıp normale dönmeye çalıştık yavaş yavaş... Şekerlerimi nasıl savunduğumu, kendimi nasıl azınlık hissettiğimi düşündükçe şu an yine karnım ağrıdı.

Konserdeki güzel tınılar biraz içime su serpti.. Ama çıkışta inanılmaz bir sisin bizi bekliyor olması, hiçbir aracın bizi almaması, arabamıza kadar bir süre donarak yürümemiz cabasıydı. Evimizin Lütfi Kırdar'a 40 kilometreden fazla uzaklıkta olduğunu, arabayı az içtiğim için benim kullandığımı ve İstanbul'dan uzaklaştıkça sisin arttığını düşünürsek; gerçekten kötü bir deneyimdi dönüş çilesi. Gece gelip de yatağıma yattığımda, vay be huzur dediğimi anımsıyorum...

Herşeye rağmen azınlığa!!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder